PEYGAMBERSİZ BİR DİN Mİ İCAT EDİLİYOR?

Peygamber devre dışı bırakılıp peygambersiz bir din mi icat ediliyor?

Peygambersiz bir din icat ediliyor sözlerinin bugün için ne Kur’ani, ne de akli bir karşılığı bulunmamaktadır. Kendi kendimizi daha ne kadar kandıracağız?

İster kabul edelim ister etmeyelim Allah’ın Resul’ü Muhammed’in 23 yıl süren ”nübüvvet ve risalet” hayatı, Kur’an-ı Kerim’in tamamlanmasıyla sona ermiş olup, o öldükten sonra dinin tek temsil yetkisi sadece ve sadece Kur’an-ı Kerim’in tekeline verilmiştir. Eğer Muhammed Aleyhisselam’ın ”nübüvvet ve risalet” görevi kıyamete kadar devam etseydi Yüce Allah Nebi/Resul’ünü kıyamete kadar zaten yaşatırdı. Kaldı ki, ”Allah’a ve Resule itaat” emirleri Allah’a ve Resul’üne ayrı ayrı itaati hedeflemeyip sadece Allah’a itaati hedeflemektedir. Zaten ”Kainatın Tek Efendisi” Yüce Allah’a itaat edebilmenin tek yolu Resule itaatten geçmez mi?

Yani amaç, sadece ve sadece ”Kainatın Tek Efendisi” Yüce Allah’a itaattir.

Şimdi kendimizi sahabe yerine koyalım ve düşünelim. Ortada henüz tamamlanmış bir Kur’an bulunmazken, Mekke’li Abdullah’ın kitap nedir iman nedir henüz bilmeyen yetim oğlu Muhammed Aleyhisselam’a ilk vahiyle beraber 23 yıl sürecek ”nübüvvet ve risalet” görevi verilmiş, kontrolü tamamen Allah’ın elinde olan, belli hesap ve ölçülerle kendisine indirilen ayetleri tebliğ ederken Allah’a nasıl itaat edebiliriz? Elbette Allah’tan aldığı vahyi direkt iletip tebliğ eden Resulüllah’ın, ileride Kur’an’ın ayetlerini oluşturacak vahiy kaynaklı sözlerine tabiki….

Amaç sadece bizi yaratmaya tenezzül eden Rabbimize itaat etmek olduğuna göre bugün Alemlerin Rabbi, ”Kainatın Tek Efendisi” Yüce Allah’a nasıl itaat edebiliriz? Bugün Allah’a itaat edebilmek için Kur’an ayetlerini tebliğ eden hayat sahibi bir Resul olmadığından Allah’a itaat edebilmenin imkanı ve ihtimali sadece ve sadece Kur’an’a itaat etmektir.

Şimdi denilecek ki, sen hadisleri inkar mı ediyorsun? Ne münasebet, hadis rivayetlerinden gerek tarihi bilgileri, gerek toplumsal yaşamın genel ahlakıyla ilgili ; doğruluğu, dürüstlüğü, fedakarlığı, iyiliği güzelliği öğütleyen her söz örnek alınabilir ve alınmalıdır da.

Nebimiz Muhammed Aleyhisselam’ın söyleme ihtimali yüksek olan sözlerinden faydalanılabileceği gibi, tarihe geçmiş ünlü mütefekkirlerden örneğin Sokrates, Konfüçyüs, Eflatun ya da diğer anlamlı sözleri olan insanların sözleri de örnek alınmalıdır. Ancak hadis rivayetleriyle din inşaa edilip dinde haram helal gibi hükümler çıkarılıp, dini deliller getirilip ceza hukuku oluşturulamaz. Allah’ın saf dinine hadislerden delil getirilip din kabul edilemez. Dine Kur’an dışında bir kaynakla delil getirmek Kur’an yetmez mantığını doğrurur. Ki, o zaman da Allah kendi ayetleriyle çelişir. Bilakis;

Yüzlerce milyar galaksiyi iğne deliğinden geçiren, Kendisinden Başka İlah Olmayan Alemlerin Rabbi, Kainatı Tek Efendisi Yüce Allah, insanlara anlaşılmayan bir kitap indirip onların başına bela edecek kadar beceriksiz, din gününde bu kitaptan sorumlu tutup hesaba çekecek kadar da zalim değildir. !

HUZUR İSLAMDADIR iSLAM ALEMİNDE DEĞİL !

Kelime-i şehadet getirenlerin büyük çoğunluğu, Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğunu kabul etmez. Nasıl mı? Mesela yüzbinlerce cami minarelerinde cuma ve cenaze günlerinde okunan selaların anlamını hiç merak ettiniz mi?
 
Muhammed’in Allah’ın sevgilisi olduğunu idda eden sözlerle başlayıp, Muhammed’in arşın nuru olduğunu ifade eden cümlelerle devam eden, evvelin ve ahirin efendisinin Muhammed olduğunu idda eden şirk dolu methiyeler dizilir. Sanki Allah’ın Resulü Muhammed ölümsüz bir varlıkmış gibi, karşımızda hazır ve nazır olup bizi duyuyormuş gibi, ” Aleyke ya habiballah” yani ” selam sana ey Allah’ın sevgilisi” denilmektedir. Yahu Allah’ın sevgilisi mi olur?
 
Öte yandan, Muhammed’ın Allah’ı nuru olduğu inanışı doğrultusunda ve kainat Muhammed’in nurundan yaratıldı inancına istinaden “Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım” , kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratıldı v.s gibi şirk içerikli yalan sözlerle Allah’a iftira eden hadis-i kutsilerle boğazımıza kadar şirk bataklığına gömülmüş durumdayız.
 
Şirk ve hurafe bataklığında olduğu için huzurun olmadığı İslam aleminde ”Huzur islamdadır” sözü, duvarların ve arabaların camlarını süsleyen kuru bir slogandan öteye gitmemiştir.
 
HUZUR İSLAMDADIR iSLAM ALEMİNDE DEĞİL !

Kur’an-ı Kerim’de otuz civarı ayette zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat edin” ya da Resule itaati zikreden ayetler, Allah’a ve Resule ayrı ayrı itaati hedeflemez. Amaç sadece Allah’a itaattir. Zaten Allah’a itaat edebilmek için Resule itaat etmekten başka bir seçenek yoktur.
 
Allah ve Resulüne itaat etmekle ilgili ayetlerden malesef Allah’a ve Resulüne ayrı ayrı itaat etmek anlamı çıkarılmakta, ve buradan yola çıkılarak Kur’an’dan hadis rivayetlerine yön levhası çizilmektedir. Zaten Allah’a itaat edebilmek için kendisine Allah tarafından vahyedilen ayetleri tebliğ eden Resule itaat etmekten başka bir seçenek yoktur. Ki, amaç sadece ve sadece Allah’a itaati hedeflemektedir.
 
Günümüze gelelim. Allah’a itaat edebilmek için, korunduğu Allah tarafından taahhüt edilen tamamı vahiy kaynaklı Resul sözlerinden oluşan Kur’an’a itaat etmekten başka bir yol görünmemektedir. Zira tek amaç, sadece ve sadece Allah’a itaat etmektir
 
Yani Kur’an’da ”Allah’a ve Resule itaat” etmekle ilgili ayetleri günümüze taşıdığımızda, ortada yaşayan bir Resul olmadığından bu ayetlerin bizi götüreceği tek hedef, Allah’a ve Kur’an’a itaat etmekten başka bir şey değildir. Yani Allah’a itaat edebilmek için de Kur’an’a itaat etmekten başka bir alternatif bulunmamaktadır. Hesap kitap ortada istediğiniz kadar düşünün, dönüp dolaşacağınız yer Kur’an-ı Kerim’den başka bir kapıya çıkmayacaktır.

Allah’ın Resulü Muhammed, kontrolü Allah’ın elinde belli hesap ve ölçülerle kendisine indirilen ayetleri tebliğ ederken, sahabeler bazen Resul’le ayetler hakkında tartışmaya giriyordu.

Rabbin seni hak uğruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi.İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.(Enfal:5-6)

Ashabdan bazıları, bazen cuma salatı esnasında bile mescidi terketmek suretiyle, Nebi’yi hutbede yalnız bırakıp ticaret ve eğlenceye koşuyorlardı.

Onlar bir ticaret ve eğlence gördüklerinde hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar. De ki: “Allah’ın yanında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en üstünüdür. (Cuma/11)

”Allah’a ve Resulüne itaat edin” ya da Resul’e itaati zikreden otuza yakın ayetin, Resul’le tartışıp onunla münakaşaya giren ashabı ikaz etme gayesi apaçık ortadayken, bugün o ayetlerden hadis rivayetlerine yön levhası çizilip Kur’andan uzaklaşılmaktadır.

Bu arada; “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz” rivayeti de güme gitmiş oldu.

KAYNAK BİR OLMADAN ÜMMET BİR OLUR MU?

Diyorlar ki; “Hep Kur’an diyorsun başka bir şey demiyorsun. Senin üst aklın kim, İngiliz ajanı mısın, yahudi projesi misin? Alimlerimizin çoğunun ittifak ettiği konulara aykırı tavırların var. Ümmetin birliğine kastedip vahdet bilincinin altına dinamit koyuyorsun.”.
 
Hangi ümmet birliğinden bahsediyoruz? 12 asır önce uydurulan hadis rivayetleri ve hadis rivayetlerindeki ihtilaflarla boğuşmaktan Kur’an-ı Kerim’i arka plana atıp, rivayetleri ön plana çıkararak önce tevhid, akabinde vahdet bilinci çökertilip parça parça bölünüp fırkalara ayrılmak suretiyle batının oyun ve eğlence alanına döndürülen ümmet mi?
 
Böyle mi olmalıydı? Dünyaya lokomotif olması gereken ümmet, batının arkasında vagon mu olmalıydı? Dünyaya barış ve adalet dağıtması gereken ümmet, kendi içindeki barış ve adaleti sağlayamayan, Allahu Akbar sloganlarıyla birbirini katleden, yokluk ve sefalet içindeki perişan haliyle dünyanın bir numaralı gündemi mi olmalıydı?
 
Ümmetin arasındaki ihtilafın kökü Kur’an mı, yoksa asırlardır içinden çıkamadıkları hadis rivayetlerindeki ihtilaflar mı? Araf 17 de Rabbine büyük bir küstahlıkla; “Yemin ederim ki beni azdırmana karşılık ben de senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım. Yani Kur’an’ın anlaşılmasına mani olacağım” diyen iblisin zaferini, “Ölülere ayet dirilere rivayet” okuyacak kadar aklı tutulan ve beyin ölümü gerçekleşmek üzere olan ümmetin bu hali özetlemiyor mu?..
 
Asıl yahudi projesi, Kur’an diyen birine yahudi projesi misin diye soranlardır. Ancak farkında değillerdir. Yahudi projesi dedikleri o negatif söylem aslında direkt olarak Kur’an’a gider Kur’an diyene değil. Kendisinde şüphe olmayan ve sakınanları dosdoğru yola ileten bu kitap , Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma projesidir !!!
 
“Kaynak bir olmadan ümmet bir olur mu?”

Çoğu Kur’an meallerinde sık görülen hataların başında, manen hayati öneme sahip bir konu olan ”Resul ve Nebi” kavramlarını orijinal Kur’an metninde olduğu gibi ayrı ayrı sözcüklerle belirtmeyip, ”Resul ve Nebi” kavramları sanki tek bir anlam ifade ediyormuş gibi her iki kelimeyi, ne arapça ne de türkçe bir kelime olan farsça ”Peygamber” kelimesiyle çevrilmeleri gelmektedir. Alemlerin Rabbi Yüce Allah, Resul ve Nebi kavramlarını boşu boşuna ayrı ayrı sözcüklerle belirtip haşa kelime israfı yapmadı!

Kur’anda otuzdan fazla ayette zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat edin” ya da Resule itaati zikreden emir kalıpları, yukarıda bahsi geçen Kur’an meallerinde, ”Allah ve peygambere itaat edin” ya da peygambere itaati zikreden emir kalıpları olarak geçmektedir. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de çelişkiler varmış gibi izlenimler bırakmaktadır. Örneğin;

İlgili Kur’an meallerine göre Kur’an-ı Kerim, hem peygambere itaati emredip, hem de peygambere itaat etmeyeni kınamamaktadır. Mesela ”Mücadile suresinin başında” geçen bir konu hakkında peygamberle tartışıp peygamberin verdiği kararı beğenmeyen ve o karara itaat etmeyen bir kadın sahabenin, peygamberi Allah’a şikayet ettiği ve Allah’ın kadını haklı bulup, ilgili konuda kadının lehinde ayetler indirmesidir.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin konuşmasını işitmektedir. Çünkü Allah her şeyi işitendir; her şeyi görendir. Sizden zıhar yapanlar/hanımlarını annelerine benzetenler bilmelidirler ki, o hanımlar onların anaları değillerdir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allah affedicidir; bağışlayıcıdır. 58/Sure/Mucadile/1,2

Bir başka ayette peygamber, evlatlığı Zeyd’e eşini boşamamasını söylediği halde eşini boşayarak peygambere itaat etmeyen Zeyd’in Allah tarafından uyarılıp kınanmamasıdır. Çok ilginçtir ki, Zeyd’in kendisine nimet verilenlerden biri olduğu, yani Allah’ın razı olduğu cennetlik bir kişi olduğu da Kur’an-ı Kerim’de apaçık zikredilmektedir.

Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine yardım etiğin kişiye, “Eşinden ayrılma, Allah’a saygı duy” dediğin anı hatırla! Oysa sen, içinde Allah’ın açığa çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah, çekinmeye daha lâyıktır. Müminlere, evlatlıkları eşlerinden ayrıldıklarında onların boşanmış eşleriyle evlenmelerinde bir sıkıntı olmaması için Zeyd, eşinden ilgisini tamamen kesip ayrılınca onu sana nikâhladık. Allah’ın emri kesinleşmiştir. 33/Sure/Ahzab/37

Buhari, Müslim,Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace,İbni Hacer, Ahmed bin Hanbel, Nesai gibi muhaddislerin toplayıp kaleme aldığı Nebimiz Muhammed as ait olduğu iddia edilen sözler, Nebimiz Muhammed as öldükten üç asır sonraya beş altı kuşak zincir silsilesi ile kulaktan kulağa taşınarak gelen, yani ravi zinciriyle gelen söylentilerdir. Muhaddisler, ravi zincirin son halkasındaki ravinin sözlerine güvenip bu eserleri kaleme almışlardır. Ravi zinciriyle ilgili örnek olarak Buhari ve İbni Mace’ye ait birer hadis derlemesini inceleyelim.

Ravi zinciri; Kulaktan kulağa intikal eden rivayetler

Buhârî, Muhammed b. Minhâl’den duymuş.
Muhammed b. Minhâl, Yezîd b. Zurey’den duymuş.
Yezîd b. Zurey, Ömer b. Muhammed el- Askalânî’den duymuş.
Muhammed el-Askalânî’ni babasından duymuş.
Babası dedesinden duymuş.
Dedesi, İbn Ömer’den duymuş.
İbn Ömer de, Nebimizden duymuş.
İbn Ömer’in rivâyetine göre o şöyle söylemiştir:

Resûlüllâh’ın yanında uğursuzluktan bahsettiler. Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Eğer bir şeyde uğursuzluk olsaydı, evde, kadında ve atta olurdu” (Buhârî, Nikâh, 17, hadis no: 5094)

Farklı ravilerle gelen, muhaddisi ”İbni Mace” olan aynı rivayetin tam tersi;

İbn Mâce, Hişâm b. Ammâr’dan duymuş
Hişâm b. Ammâr, İsmâil b. Ayyâş’tan duymuş
İsmâil b. Ayyâş, Süleyman b. Süleym el-Kelbî’den duymuş
Süleym el-Kelbî, Yahyâ b. Câbir’den duymuş
Yahyâ b. Câbir, Hâkim b. Muâviye’den duymuş
Hâkim b. Muâviye de, amcası Mihmer b. Muâviye’den duymuş
Mihmer b. Muâviye ise Resulüllah’tan duymuş:

Mihmer b. Muâviye’nin rivayetine göre;

Resûlüllâh’ın şöyle söylediğini duydum: “Uğursuzluk diye bir şey yoktur. Uğurluluk ise şu üç şeyde olabilir: Kadında, atta ve evde” (İbn Mâce, Nikâh, 55, hadis no: hadis no: 2071).

Rivayetleri derleyip yazan muhaddislerin dokuzuncu asırda yaşadıkları tarihi kayıtlardan bilinmektedir. Dokuzuncu asırdan günümüze kadar geçen oniki asırlık süreçte, mevcut hadislere yapılan ekleme ve çıkarmaları, hadislere yapılan tahrifatları da düşünecek olursak, durumun vehameti daha da artmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in, kendi dışındaki sözleri eleştirip, Kur’an dışı sözlerin birer zandan ibaret olduğunu söyleyip, o sözleri yerden yere vurması manen hayati öneme sahip olup, aşırı dozda düşündürücüdür.