NAMAZ BOYNUMUZUN BORCU DEĞİLDİR!

Allah’a sevgiyle, aşkla, muhabbetle kılınan namaz, zamanında kılınan namazdır. Ateş korkusuyla kılınan namaz, televizyon dizilerinin reklam aralarına, futbol maçlarının devre aralarına sıkıştırılan namazdır.

Namaz boynumuzun borcu değildir!

Bu, çok basit bir ifade olup, abesle iştigaldir. Canlılar arasında düşünme kapasitesı, diğer canlılarla kıyaslanma bile yapılamayacak kadar üst düzeyde olan insan, tüm varlığını Alemlerin Rabbi’ ne borçludur!

Namaz; en doğrusu kılınması durumunda, manevi gıda takviyesi, ruhsal bedene koruma kalkanı, bulanık yürekleri berraklaştıran bir ilahi besin kaynağıdır.

Namaz, taş kalpleri islah eden, merhametlilerin en merhametlisine yapılan bir saygı duruşu olup, bir damla merhamet bulaşmasına vesile olan bir ibadettir.

Ancak dosdoğru kılındığında!

Namaz, varlığını borçlu olduğu Allah’ a yapılan bir anma, bir hatırlama, günün belli zamanlarında Allah’a saygı duruşunda bulunup, hesap gününün mini bir provası olarak Allah’a ifade vermektir.

Ancak dosdoğru kılındığında!

DİNİN TEK TEMSİLCİSİ KUR’AN

Dünya üzerinde hiç kimse, ne dinin temsilcisidir, ne Kur’an’ın temsilcisidir, ne Resul’ün temsilcisidir, ne de Allah’ın jandarmasıdır.Dini temsil etme görevi, ölünceye kadar Allah Rasulü’ne, öldükten sonra da sadece Kur’an’a verilmiştir.

Kur’an’ı koruduğunu taahhütle söyleyen , Alemlerin Rabbidir.Bu konu tartışılmaz itaat edilir. Tüm varlığıyla Kur’an’a teslim olunur! Büyük bir İnatla itiraz edip tartışmayı uzatmak, Allah’a “racon kesmek” olarak tabir edilir…

EY TARİKAT EHLİ !

Bedeniniz ve bedeninizin en önemli iki organı kalp ve beyin, size emanet olarak, belli şartlar ve ölçüler doğrultusunda verilmiştir. Bu şartlar ve ölçüler, sizin altına imza atıp onayladığınız bir taahhütnamedir.

Bu organlar birer et parçası olmayıp sizin, maddesel ve ruhsal bedeninizi Kur’an üzerine inşaa edeceğiniz, hem maddesel organizmanızı yöneten, hem de ruhsal yapınızı düzenleyip islah eden, Allah’ın farklı boyutlardaki ayetleridir. Bu ayetleri ancak ve ancak, Kur’an ayetleriyle buluşturup, hakikatı, olması gerekeni, varlığınıza, tüm benliğinize doldurabilirsiniz.

Dergahlarda, ya da sohbet alanlarında anlatılan keramet / mucizelerin doğaüstü / insanüstü yönleri, ruhsal bedeninizi cezbedip, maneviyatınızı etkileyerek, gayba olan imanınıza darbeler vurmaktadır.Bu ruhsal durumu, Allah Rasulleri/Nebileri’nin vahiy süreçlerinde muhataplarından bazılarının mucize istediklerini örnek göstererek Rabbimiz İsra:59. ayette belirtiyor.

”Mucizeler göndermekten bizi alıkoyan husus, öncekilerin mucizeleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine gözle görülebilen bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik de, onu haksız yere öldürmüşlerdi. Oysa Biz, mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz” (İsra:59)

Sünnetullah mucizelerle doludur.Sünnetullah gereği, eski nesillere göre son derece üst düzey olan insan zekası, Allah’ın gözle görülebilir mucizelerini Sünnetullah gereği ortaya dökmeye çoktan başlamıştır.

Mürşidi kamili rabıta yaparken adab üzeri oturmanın ve başı sol yana eğerek, usulü adabı yerine getirirken, vücudunuzdaki tüm kasların yüzbinlerce işlemini saniyeler içinde yapan beyindeki yüz milyar sinir hücresi, oksijen, kan ve elektrik enrjisinin karışımı olan bir yakıtla çalışır. Şeyhinizin resimlerini aramaya başlayan bu sinir hücreleri, milyonlarca resmin arasından şeyhinizin resmini saliseler içinde bulup çıkartır.

Resimdeki şeyhin alnından akan nuru kalbinize transfer ederken bu hücreler hummalı bir çalışmaya girererken, bazı kalpler, fıtratı gereği bu transferi reddetse de emanetçileri, beynini zorlayarak bu transferi gerçekleştirmede ısrarcı olur.

Bütün bunları yapabilmeniz için Rabbiniz, gerekli yeryüzü dengesini sağlamak için, dünyayı kendi ekseni etrafında saatte 1.600 km hızla, güneş etrafında 107.000 km hızla,güneş sistemini samanyolu galaksisinin etrafında saatte 900.000 km hızla döndürüp, samanyolunu da, kendisiyle birlikte Yerel Galaksi Kümesini oluşturan diğer galaksilerle birlikte, 150 milyon ışık yılı uzağındaki süper galaksi kümesine doğru 3.000.000 km/saat hızla ilerletiyor.Bunlar Rabbimizin çok kolay olarak yaptığı basit işlerdir.Keramet/mucize örnekleri olarak bunlar yetmezse kainat sayısız mucizelerle doludur.

Bir mümin kalbinde bölümler açıp, bir bölüme Allah’ı diğerine peygamberi,diğerine de şeyhini koyabilir mi?
Bu imkansız olup kalbin sahibine bir isyandır.Kalbe yüzde yüz olarak hiç boşluk kalmamaca sadece kalbin tasarımcısını,mimarını,mühendisini Alemlerin Rabbini koyabilir.Bu da sadece Kur’an tefekkürü ile mümkündür.

Kur’an’ı her topluma, üzerinde uzun uzun düşünsünler,ibret alsınlar,öğüt alsınlar diye kolaylaştırdığını söyleyen Allah’tır.O zaman, Kur’an’ı sen anlayamazsın diyenler, buna mukabil Kur’an’ı biz anlayamayız diyenler mi yalancı, yoksa Kur’an’ı tüm insanların anlayabileceği şekilde açıkladım diyen Allah’mı yalancı?

Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık. (Enam:126)

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (Kamer:32)

TARİKAT VE RABITA

Bu acaba; Şeyhi rabıta yaparken, hem ruhsal, hem de maddesel bedeni tam bir uyum içerisinde hazırlayıp, gayet düzenli bir şekile bilinçli, tüm samimiyetle idrak ve tefekkürün tüm şartlarını yerine getirerek, en ince ayrıntıları bile atlamadan yapılmaya çalışılması, fakat , yeryüzü ve uzayın yegane sahibinin huzurunda, namaz kılarken okuduğu Fatiha’ yı papağan gibi ezbere okuyup geçmek suretiyle özellikle Allah’tan hidayet dileğinde bulunma konusu geçen ayetlerden gafil olarak samimiyetsizce, idraktan ve tefekkürden yoksun bir şekilde alalacele arkasından atlı koşturuyorcasına hareket etmenin bir cezası olabilir mi?

Bu neyin özgürlüğüdür ey sofi ? Bu ne kibirdir ey şeyh? Yeryüzünde başıboş bırakılıp kafanıza göre takılma özgürlüğünü nereden alıyorsunuz? Üzerinizde taşıdığınız beyin ve kalbinizin sizin tapulu malınız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların emanet olduğunu unuttunuz mu? Allah’a andolsun! Aklınızı Kur’an’ın yönetimine vermezseniz din günündeki büyük duruşmada hem kendiniz hem de şeyhiniz, ”vay biz ne yapmışız!, yazıklar olsun bize!” diyenlerden olacaksınız!

NAMAZ ÜZERİNE ÖNEMLİ DETAYLAR

duru saf ve berrak bir niyetle sadece Allah’ı anmak ve dua niteliği taşıyan namazı anlatmakta güçlük çekmemizin iki ana nedeni var.Birincisi günümüzdeki namazın, 15 asırlık bir sürecin vermiş olduğu dezenfermasyonun etkisiyle, namazın ruhsal bedenleri islah etmemesi, diğeri de , tıpkı maddesel bedenin ihtiyacı olan yemek yeme yöntemi gibi, ruhsal bedenin ihtiyacı olan, son derece yüksek değerlere sahip mineral ve vitaminlerin “merkez üssü” olan namazın detay detay Kur’an’da yazmıyor olmasıdır.

O zaman biri dese ki; Kur’an’da sadece rızıktan bahsediliyor, bitkilerden sebzelerden,meyvelerden, hayvansal gıdalardan bahsediliyor ama nasıl yiyeceğimiz en ince ayrıntılarına kadar anlatılmıyor, yemek yemeyelim bu Kur’an’da geçmiyor, bu ne kadar abesle iştigalse namaz da öyledir.

Bu kardeşlerimiz o kadar uçuk fikirlere ulaştılar ki, gruplarda ve forumlarda “namaz yoktur” konu başlıklarıyla tartışma başlatıp kendilerine yandaş aramaya bile başladılar.Bu arkadaşlar ya dosdoğru namazı orjinal usulüyle bilmedikleri için namazdan sıkılıp bıkanlardan, ya da hiç namaz kılmayanlardan oluşuyor.

Hepimizin kulağına aşina olan bip deyim vardır, bazı şeyler anlatılmaz yaşanır.Bunu anlatabilmek için tek geçilen bir Nasreddin hoca fıkrası vardır.Nasreddin hoca birgün attan düşmüş, komşuları doktor çağırmaya giderken hoca arkalarından seslenmiş; Getireceğiniz doktor mümkünse daha önce “attan düşen” bir doktor olsun ki, benim derdimden anlayabilsin…

Namaz kılmak ile “namazı dosdoğru kılma” arasındaki fark, taklit ile “tetkik ve tahkik” arasındaki fark kadardır.

Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı dosdoğru kıl! Çünkü namaz, yüz kızartıcı şeylerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük ibadettir. Allah ne yaptığınızı bilir. ( Ankebut 45)

“AŞKIN ZEVKLİ ÇİLESİ” KUR’AN

Kur’an’ı anlayarak okumak,

Çok okuyup az düşünmek değildir.

Bilakis; az okuyup çok düşünmektir.

Kur’an, sabır isteyen, samimiyet isteyen,

Emek isteyen

“Aşkın zevkli çilesi”dir.

Ayetin hikmetle, hikmetin manayla,

Mananın ruhla, ruhun ahlakla,

Ahlakın maddeyle yoğrulması,

“Aşkın zevkli çilesi”dir.

Pak sevginin, sıcak muhabbetin,

Duru tevhidin, derin tefekkürün,

Sağlam imanın, hakikatın,

“Aşkın zevkli çilesi”dir…

RIZIK ENDİŞESİ CEHALETİ

Beş vakit namaz kılan bir insan, rızkının endişesiyle yaşıyorsa namazının içi bomboştur.Rızık Allahtandır denildiğinde renkten renge, şekilden şekile girmek suretiyle rahatsızlanarak otomatik olarak savunmaya geçip, o zaman git evde otur diyen bir müslüman, Allah’a yeterince güvenemiyor yada güvendiğini sanıyordur.

Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah’ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir. (BAKARA/268)

KUR’AN’A ALERJİ DUYANLAR

Herkes anladığı gibi inansın, sen karışma, Kur’an’ı kendi kendine oku, kendin anla, kendin uygula, milletin kafasını karıştırma, on binlerce hoca var,onları dinleyen milyonlar var, sen onlardan daha iyi bilecek değilsin ya, diyenlere, Alemlerin Rabbi tehditlerle cevap veriyor.

İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz doğru yolu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.( Bakara:159)

Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan söylerler.( Enam: 116)

GERÇEK KOFORLU VE LÜKS YAŞAM

Dünya hayatında konforlu ve lüks bir yaşam mevcut mudur?
 
Hakikatte bir gün olan dünya hayatını, zaman kavramına muhtaç olan insan beyni yetmiş seksen yıl olarak algılamaktadır. Beynin bu yanılgısını yine, geçmişini bir gün kadar hisseden beyin deşifre etmektedir.
 
Gerçek mutluluğa giden yol, ve yolunda bile mutlu olabilmenin tek çaresi, geçici mutluluklara değer vermeyip beynin yanıltmasını farkedebilmektir. Ki, geçici mutluluklara değer verip amaç edinenler, eninde sonunda hüsrana uğrayıp mutsuz olmuşlardır.
 
”Geçici mutluluklara değer vermemek, kalıcı mutluluğa giden ümitli yolun çok değerli basamak taşlarıdır”.
 
Mutluluğu; güzellikte, yakışıklılıkta, beğenilmekte, şöhrette, maddesel zenginlikte, lüks ve konforlu yaşantıda arayan insan, aradığını hicbir zaman bulamayacak, sürekli hayal kırıklığına uğrayıp üzülecektir.Bu hakikatin yaşam kuralıdır…Kıyamete kadar değişmeden devam edecektir.
 
Dünya zevkleri, beynin algıladığı miktarca olup, son derece basit, son derece sanaldır.Yaşanılan her mutluluk beynin sınırlı kapasitesiyle, ruhsal bedenin derinliklerinden gelen kodları okumasından ibarettir.
 
Dünya hayatında konforlu ve lüks bir yaşam mevcut değildir.

ORGANİZMANIN İKİ KURMAYI KALP VE BEYİN

Aslında organizmanın patronu kalptir. Her ne kadar yüz milyarlık nöronla yüz trilyonluk organizmaya hükmeden beyin olsa da, beynin ihtiyaçları konusunda hiçbir masraftan kaçmayan kalp organizmanın gerçek patronudur.

Kalbin gönderdiği kan ve oksijen olmasa beyin; elektriği kesilip karanlıklara terkedilmiş devasa bir şehirden ya da, power supply’i bozulmuş dünyanın en gelişmiş bir bilgisayarından farksızdır.

Beynin ara sıra tekrarladığı nankörlük denemelerine kalp hiddetlenip ikaz etmek suretiyle dur! der, nankör olma! Netice itibariyle organizmanın patronu kalp, beyin kalbin emrindeki bir ceo dur, ortada olağanüstü bir ekip çalışması vardır…