ŞEYH ALLAH’A MI YAKLAŞTIRIR YOKSA KENDİNE Mi ?

Şeyhlerinin kendilerini Allah’a yaklaştırdığına inanan insanlar, toplum içinde çoğunlukla ; Efendi hazretleri peygamberle görüşüyor,şeyhim çok mübarektir,gavsım evliyaların başıdır,kutbül arifindir v.s gibi,

Şeyhlerinin şeklini rabıta yaparak bilinç altına resimler göndermek suretiyle, çeşit çeşit methiyeler düzmeler,övgüler yağdırmalarla Allah’a yaklaşmış olmuyorlar. Bilakis yaratıcıdan uzaklaşıp, tarifi olmayan platonik bir aşka yakalanmaktadırlar.

“Ben seydamı göremedim yaralıyım”

”Menzilin gülü, aşkın sembolü seyda sultanım”

O, Allah’ı bırakıp, kendisine faydası da zararı da dokunamayacak olan şeylere yalvarır. Bu, büsbütün uzak olan sapıklığın ta kendisidir.O, zararı faydasından daha yakın olan bir varlığa yalvarır. O, ne kötü bir yardımcı, ne kötü bir dosttur! (Hac/12-13)

Sık sık şeyhin yüz şeklini düşünüp bilinç altına şeyhin resimlerini göndermek suretiyle yapılan mürşit rabıtasının, Allah’a yaklaşmak için temel kuralların başında olduğu tarikat ehli, şeyhine o kadar çok bağlanır ki onun ismi anıldığında ya da, onun ziyaretine gidip gördüğünde kendinden geçip cezbeye tutulur.

Bu durum, değil Allah’a yaklaşmak, bilakis yaratıcıdan uzaklaşıp, Allah’tan başkasına tarifi olmayan platonik bir aşka yakalanmanın delilidir.Şeyhe duyulan aşkı ifade eden şiir ya da esgi sözlerinden bir kaç örnek;

”Gözyaşlarım sıra sıra dizilir, İsmini ağzıma aldığım zaman
Ezilir bedenim, ruhum ezilir, Sultanım ismini duyduğum zaman”

”Sultanım kapında bana da yer ver, Sancağın altına girdiğim zaman
Ne olur boynumu bükük bırakma, Mahşer günü sana geldiğim zaman”

”Gönlümü yare sarasım geldi,”Oy aman seyda,
Dökülürsün meleklerin alkışlarında Adı güzel kendi güzel Sultanım”

”Senin o bakışların aklımı başımdan aldı, Menzilli yar Menzilli”
”Binbir mana gizli bakışlarında, işlenmişsin sen bütün nakışlarda,

Örnekleri çoktur.

Genel olarak bu inanış,insanı Allah’a yaklaştırmak bir yana,zihni sürekli şeyhle meşgul edip, bilinçaltını etkileyerek Allah’a yaklaşmanın önüne barikat çekip, kalbi zehirleyerek , beynin etrafına ileride kırılması güç olacak zincirler örmektedir.

Bu insanların büyük çoğunluğu iyi niyetlidir.İnşaAllah gönüllerine sekinet gelip dosdoğru yolu bulurlar.

UYDURULAN DİN!

Bir tarafta, Alemlerin Rabbi tarafından,tamamı korunduğu,dünya toplumlarından anlamayı talep edenlere, anlayacağı şekilde kolaylaştırılıp açıklandığı taahhüt edilen %100 Allah kelamı Kur’an ***

Diğer tarafta, Kur’an’ı anlayabilmek için faydalanılması gerektiğine inanılan, Kur’an’dan 200-300 yıl sonra değişik insanlar tarafından yazılan ve peygamberimize ait olduğuna inanılan ancak %100 doğru olmadığına da inanılan kimine göre Kur’an’dan 100 lerce kat fazla, kimine göre ondan daha az, kimine göre alimler tarafından tekrar elden geçirilmiş elenmiş tekrar yazılmış, ucu bucağı olmayan ciltler dolusu sözlerin yer aldığı kaynaklar.

Başka bir tarafta, onlarca alimin kendi fikirlerinden oluşan ve birbirleriyle çelişen ictihatların yer aldığı kaynaklar.

Diğer başka bir tarafta, ilmihaller,tefsirler,yüzlerce insanın yazdığı, nasıl dua edileceğini,duaların püf noktalarını,kriterlerini ,falan peygamber nasıl dua etmiş,falan mübarek zat arapça kelimelerden oluşan şablon dua cümlesini kaç kere okumuş,salatı tefriciyeler v.s yeraldığı dua kitapları.

Başka bir tarafta tarikat adapları cemaat usülleri,Yunus’ları ‘Mevlana’ları,Hacı bektaşileri,Said Nursi’lerin v.s eserlerinin oluşturduğu kaynaklar.

Belki buraya yazmayı unuttuğum, belki de bilmediğim neler neler.

Sonuç olarak parça parça fırkalara ayrılmış, birbirini sevmeyen, batının oyuncağı haline gelmiş devasa bir ümmet…

Yıllarca, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma amacıyla indirilen Kur’an’ın, ayetlerinden yüz çevirmek suretiyle Kur’an’dan bihaber yaşayıp, din diye inanıp öğrendiğimiz çoğunluğu sonradan uydurma bidat/hurafeleri Kur’an’a sorgulatıp hakikatleri öğrenme zamanı gelmedi mi?

“Haydi Kur’an’a, haydi kurtuluşa”

KIYAMET VE MAHŞER BÜYÜK BİR MÜJDEDİR

Dünya üzerinde gelmiş geçmiş hiçbir hukuk düzeni yoktur ki, ölüm cezasının daha üzerinde bir ceza verebilsin,zulümde o kadar çok haddi aşanlar olmuştur ki, ve halen de olmaktadır, beşeri hukuk sistemlerinde bunun karşılığı olan bir ceza yoktur.Binaenaleyh; Kıyamet ve mahşer büyük bir müjdedir.,ve Allahın vaadi olup gerçekleşmesi de yakındır.

KUR’AN ÇAĞI

Aslında okullarda, seçmeli Kur’an ve siyer dersleri yerine, içerisinde hem arapça alfabeyi, hem siyer’ i barındıran Kur’an’ı, türkçe anlamla da taçlandırarak yeniden yapılandırıp “Kur’an’ı anlama ve tefekkür” dersi adı altında dizayn edip, müfredatın tepesine oturtulmalıdır.

Bu sistemi aynen imam hatip okullarında da uygulamaya başlayarak, islam dünyasına da pilot ülke modeli olması ,büyük bir devrim olup yeni bir çağın açılmasına sebep olabilir…”KUR’AN ÇAĞI”…

NAMAZ GEREKSİZ Mİ?

Bindörtyüz küsür yıldır, İslam aleminin elinde, Allah’ın taahhütle koruduğu,”Arş”ın zırhına bürünerek günümüze kadar sapasağlam gelen Kur’an, birde kale gibi dimdik kıyamda duran namazdır.

Her ne kadar ruhuna aykırı, bir takım bidatlar,hurafeler,eklemelerle özünden,orjinalinden uzaklaştırılmışsa da, dosdoğru kılanlar mutlaka olmuştur.

Kandil ve ramazan gecelerindeki ezici çoğunluğu, namaz kılıp yalan söyleyen, namaz kılıp iftira ve gıybet eden,namaz kılıp zina eden, namaz kılıp içki içen, (örnekleri çoğaltılabilir), müslümanları örnek gösterip, namazın yararsız ve negatif bir “kulluk” olduğunu idda etmek, en masum tabirle insafsızlık ve taasub’dur.

Namaz, mazisi itibariyle, asırların vermiş olduğu bir dezenfermasyona maruz kalmış olabilir,onarılıp aslına döndürüldüğü durumunda, Kur’an’ı da anlayarak okunduğu takdirde, sosyal hayata bariz bir şekilde yansıyacağı kesindir…

HADİSLER TARİHİ KAYNAKTIR

Hadisler tarihi kaynaklardır, ancak tarihi öğrenmek için önem taşırlar.Hadislerden din öğrenilmez , çünkü din ; sadece Alemlerin Rabbine aittir.Hadislerle dini öğrenmeye kalkmak , tahrif edilmiş “incil” ve “Tevrat” ile dinini öğrenmeye çalışanlara benzemektir.Aksini idda etmek; şüphesizki Allaha din öğretmektir.

Kur’an ayetlerinin mucizevi yönlerinden bir tanesi ,vahiyle inşaa edilen ruhtan,hurafeleri tahliye etmeye başlamasıdır.

Kur’an’ın öğretmeni , her yerde hazır ve nazır olan Allah’tır.O’ zorlaştırmaz, kolaylaştırır, O’na hiçbir şey zor değildir.Bütün alemi kudretiyle kuşatmıştır.O’nda hiçbir noksanlık olmaz.O daima Kur’an sevdalılarıyla beraberdir.

RABITA

Şeyhi rabıta etmek kalbi karartıp uyumasına neden olur.Bilinçaltını şeyhle meşgul ederek geçirilen zaman ; Alemlerin Rabbi’nin kitabı üzerinde, O’nu düşünüp, tefekkür ederek geçirilmesi gereken zamanın kaybedilmiş kredisidir.

Belki bu İfadeler tarikat ehline masumca gelebilir ,ancak derin düşenmeleri durumunda, bunun “şirk” olduğunu”şirk”in çok korkunç bir Allah’a isyan olduğunu,

Şirk ile ilgili konuları Kur’an’da bolca bulabileceklerini ,kendilerini bu duruma getiren sebep; ya Kur’an okumadıkları, yada anlayarak okumadıkları, veyahutta anlayarak okuyupta hayata tatbik etmedikleri içindir…

AMACINDAN SAPTIRILAN KUR’AN

Kur’an ; Miladi 610 yılında son Rasül’e, Rabbimizin kontrolü dahilinde, belli ince hesap ve ölçülerle indirilip, peygamberimiz tarafından kontrollü olarak tebliğ edilmesi, risaletin başından sonuna kadar ödenen bedeller, çekilen işkenceler,saymakla bitmeyecek kadar yapılan büyük fedakarlıkların soncunda olarak günümüzde Kur’an ne ifade ediyor ;

Üzerinde yapılan, değişik tecvit teknikleriyle nakışlanıp, değişik okuma yöntemleriyle , değişik makamlarla zenginleştirilip, bu doğrultuda gerek yerel,gerek ulusal,gerek se uluslararası arenalarda, organizasyonlar düzenlenip kurra hafızların yarıştırıldığı yarışmalar yapılması,

En az detone olanların dereceye girip, derecelerine göre kendilerine ödüller verilmesi , dereceye girenlerin temsil ettiği ülkelerin halkı tarafından hayran kitlelerinin oluşması,bu kitlelerin hayranı olduğu Kurra hafızı taklit ederek Kur’an okumaya çalışmaları, buna ilave olarak ölüm döşeğindeki ağır hastalara okunan Yasinler, ölüyü defin esnasında okunan Yasinler,

Cuma geceleri okunan Yasinler ve bu okunanların ramazan aylarında okunan mukabelelerle zirve yapması “hatim indirme” denilen Kur’an’ı baştan sona okuyup ölülere hediye edilmesi, indirilen hatimlerin alınıp satılmasıyla ortaya çıkan küçük de olsa bir pazar oluşması,

Mezhepler,tarikatlar,cemaatlerin kendi usül ve adaplarına göre şablon dualar oluşturmaları gibi (örnekleri çoğaltılabilir) nereden nereye gelmiş insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarması amacıyla indirilen Kur’an’ın amacından saptırılmış haliyle ilgili  Alllah Rasulü’nün Rabbine şikayeti

Elçi de: “Ya Rabbi, kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş bıraktılar” demiştir.25:Sure/Furkan/30

 

YANLIŞ ANLATILAN VE ANLAŞILAN TESETTÜR

Tesettür; erkek ve kadının, cezbedici,dikkat çekici yönlerini örten,islah eden kamufle eden genel bir kavramdır.

Ne yazık ki özünden koparılıp,sadece kadına özgü bir obje,hatta sadece saçı örten bir başörtüsü olarak anlatıp, Kur’an’da Rabbimizin öğütlediği gibi anlatamadılar.

Konu için birkaç ayet daha olduğu halde, merkez üssü olan (Nur:30) ve (Nur:31) ayetlerini bile, sanki tek bir ayetmiş gibi anlayıp, sadece kadını ön plana çıkarıp ve sadece saçı örtmeye takıldıkları için erkeği ilgilendiren (Nur:30) ayetin kenarından sıyrılıp direkt olarak (Nur:31) ayeti işlediler.

Yıllarca tartıştılar,tartıştılar, saç örtülmeli mi örtülmemeli mi,tesettür = sadece saçı örtmek mi? ,biri dedi,başörtüsü göğüslere kadar örtmeyi emrediyor,diğeri dedi sadece mücevherlerden bahsederek ziyneti örtmeyi emrediyor,başka birisi ,göğüsleri örtmeyi emrediyor,yıllarca didişerek içinden çıkamadılar adeta beyinler kilitlendi.Toplumun büyük çoğunluğu başörtüsü olarak anladı,diğer kesim başörtüsünün Kur’an’da olmadığını anladı.

Sonuç olarak; ”Vücut hatlarını belli eden dar kıyafetler” giyip, saç örten nesil ortaya çıktı.

Halbuki,sadece kadının tesettürünü işleyeceklerine,sırayı takip etselerdi, ilgili ayetlerin ”ilki” olan erkeğin tesettürünü anlatan, (Nur:30). ayetini işleyip sonra kadınla ilgili ayete geçselerdi,kadının nasıl giyineceğini erkeği ilgilendiren ayyette de anlaşıldığını zaten göreceklerdi.

(Nur:30). ayette Rabbimiz; ”Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” buyuruyor. Buradan anlaşılan: Erkeğin dikkatini çekmeyen,cezbetmeyen, bir tesettür anlaşılıyor.

Sonuç olarak hem erkek,hem kadın, bol kıyafetler giyerek karşı cinsin dikkatini çekmemelidir, ayrıca kadın ”saçını da örtmeli” dir.Başörtüsü, kadının cazibesini gizleyen ,çekiciliğini örten, bol kıyafetlerin tamamlayıcısı olan bir takva ellbisesidir.Kur’an’ da başörtüsü detaylı olarak yazmayabilir, Kur’an’da yerlere tükürmeyin,kırmızı ışıkta geçmeyin diye bir konu da yok, burada akıl devreye girer.

Tesettür; Erkek ve kadının, hem ruhsal hem de maddesel bedeninin örtüsünü, akıl ve haya ile harmanlayıp, kalbine onaylatmasıdır…

NE KADAR FIRKA MEZHEB CEMAAT O KADAR EFENDİ

İslamiyetin son uzantısı dinin kitabı olan Kur’an,ilk 350 yıl istisnalar hariç layıkıyla okunup anlanıp, hayata tatbik edilmesi, bilim ve teknoloji de dahil olmak üzere,dünyada ses getiren temellerin atılmasına, aklın derinliklerine inilmesine sebep olmuştur.

Ondan sonra,birkaç kişinin toplayıp, kaleme aldığı hadislerle beraber, mezheplerin oluşmasıyla da başlayan bir ”efendiler” dönemi başlamıştır.O kadar çok efendi gelip geçmiştir ki,her efendiye ait bir fırka, otomatik olarak şekillendirilip dinin içine sokulmak suretiyle, Kur’an yavaş yavaş sosyal hayatın dışına itilip ,zamanla da hızlanarak dibe vurdurulmuştur.

Halbuki ”efendiler” yerine sadece bir tane ”efendi” kabul edilseydi ,Allah’ın ipine sımsıkı sarılan,çelik gibi birbirine kenetlenmiş, dünyaya adalet dağıtan, huzuru ve refahı sağlayan, devasa bir İslam topluluğu olacaktı.

Binaenaleyh; Parça parça bölünüp,fırkalara ayrılan islam alemi,kafirlerin oyun ve eğlence alanına dönmüştür.

Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir.(En’am:159)