HADİSLER KUR’AN’IN TEFSİRİ DEĞİLDİR

Alemlerin Rabbi kainatın tek efendisi Yüce Allah, indirdiği ayetleri, insanları kendisinden başkasına kulluk etmesinler diye bizzat kendisi tefsir edip, açıklayarak indirdiğini ayetlerle bildirmektedir.
”Kur’an-ı Kerim anayasamızdır ancak hadisler Kur’an-ı Kerim’in açıklamasıdır” söylemi Kur’an-ı Kerim’e zıt bir ifade olup, geleneksel mezhep öğretilerini sayısal çoğunlukla destekleyip sürü psikolojisini tetiklemesi sonucu ortaya çıkan toplumsal bir zaaf olmakla beraber, hakikatin gizlenmesine zemin hazırlamak suretiyle hidayetin önüne barikat çekmektedir.
Hakikat yolunda sayısal çoğunluğun delil kabul edilmesi konusunda Yüce Allah diyor ki;
Onların çoğu, şirk koşmadan Allah’a iman etmezler. 12.Sure/Yusuf/106
Hadisler Kur’an-ı Kerim’in açıklamasıdır ifadesi Kur’an-ı Kerim’e göre, Allah’tan başkasına kul olmak anlamına gelmektedir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elif, lâm, râ.
Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir kitaptır.
“Allah’tan başkasına kesinlikle kulluk etmeyiniz. Şüphesiz ben size Allah’tan gelen bir uyarıcıyım; bir müjdeciyim.” 11.Sure/Hud/1-2
”Şüphesiz ki Allah, doğruyu söyler”
Reklamlar

KUR’AN YETERLİ Mİ?

Kur’an-ı Kerim, kendisini anlamak için aklın önemine vurgu yapıp düşünmenin şart olduğunu üstüne basa basa söylerken, Kur’an-ı Kerim’i sadece orjinal metniyle okuyup anlamından habersiz olan ezici çoğunluk, Kur’an-ı Kerim’i düşünerek anlamanın imkansız olduğunu ve islamı yaşamak için yetersiz olduğunu söylemektedirler.

Oysa ki Kur’an, kendi içindeki apaçık ve detaylıca açıklanmış bir çok ayetlerle bu tür iddiaları yalanlamaktadır.

Kur’an-ı Kerim’i derin derin kafa yormak suretiyle anlamaya çalışmayan müslüman toplumun çoğunluğu, doğduğu coğrafyanın sahip olduğu mezhep öğretilerinin kör takipçisi olup, din adamlarının söylediklerini hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan kesin doğru saymakla beraber, tamamen duyum ve zandan yola çıkarak Kuran-ı Kerim’i zaten anlaşılmadığına inanıp, ne dediğini umursamamaktadır.

Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.(6.Sure/Enam/126)

Alemlerin Rabbi, kainatın tek efendisi Yüce Allah, insanlara anlaşılmayan ya da yeterli olmayan bir kitap indirip, insanları bu kitaptan sorumlu tutmak suretiyle din gününde bu kitaptan sorguya çekeceğim der mi?

Muhakkak ki din gününde, Kur’an’dan sorumlu tutulup, ondan hesaba çekileceksiniz. 43.Sure/Zuhruf/44.Ayet

İnsanların anlayamadığı ve yetersiz olduğunu idda ettiği bir kitabı inderecek kadar beceriksiz bir Allah olur mu?

Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (54.Sure/Kamer:32)

Öte yandan, insanların anlayamadığı ve yetersiz olduğunu idda ettiği bir kitaptan insanları sorumlu tutup din gününde bu kitaptan sorguya çekecek kadar zalim bir Allah olur mu?

Muhakkak ki din gününde, Kur’an’dan sorumlu tutulup, ondan hesaba çekileceksiniz. 43.Sure/Zuhruf/44.Ayet

KANDIRILDIK

Kur’an-ı Kerim ; İnsana tenezzül edip onu yaratan, değer veren yüce yaratıcının onun insan gibi insan olmasını sağlayan, açık bir ifadeyle insanı adam etmek için yaratıcının kendi hazırlayıp indirdiği, bir adamlık klavuzu, bir insanlık, bir şeref prospektüsüdür…
 
Asırlardır ” uydurulmuş sünnet” ile kandırılıp Kur’an-ı Kerim’in anlamından, ruhundan uzaklaştırıldık. Ancak ne kandıran kandırdığının farkındaydı, ne de kandırılan kandırıldığının.
 
Bin yıldır Kur’an-ı Kerim’i anlamadan okuduk!
 
Vahyin üzerini, Kur’an’ın ilk emri “OKU” nun üzerini “uydurulmuş sünnet” ile kıl tüyle, abdestin, namazın gereksiz teferruatlarıyla örtüp, yüce İslam dinini camilere hapsettik.
 
Oysa Alemleri Rabbi Yüce Allah, kıyamete kadar koruyacağını taahhüt ettiği Kur’an-ı Kerim’i anlaşılması için indirmişti.
 
Yıllarca, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma amacıyla indirilen Kur’an’ın, ayetlerinden yüz çevirmek suretiyle Kur’an’dan bihaber yaşayıp, din diye inanıp öğrendiğimiz çoğunluğu sonradan uydurma bidat/hurafeleri Kur’an’a sorgulatıp hakikatleri öğrenme zamanı gelmedi mi?
 
Kur’ân-ı Kerim, gerçekten kesin bilginin ta kendisidir.
69.Sure/Hakka/51
 

SON NEFESTE İMAN

Çocukluğumuzdan beri tekrar ettiğimiz, cami kürsülerinde, hutbelerinde, vaazlarda, televizyonlarda hocaların komutu eşliğinde hafızalara kazınıp, toplumun kulağına aşina diline pelesenk olan bir dua,

“Ya Rabbi son nefeste kelime-i şehadet getirerek ölmeyi nasip eyle”.

Aynı zamanda toplum olarak bildiğimiz, Kur’an-ı Kerim’de kıssa olarak anlatılan Firavun’un son nefesinde iman etmesi ve Allah’ın bunu red etmesi. Yukarıdaki dua ile Kur’an-ı Kerim’deki Firavun kıssası ne kadar çelişkili değil mi? Rabbimiz Kur’an’daki kıssaları, dersler çıkarıp öğüt almamız için anlattığını bildirmektedir. Aslında bu çelişkili ve yanlış olan duanın yerine olması gereken dua şudur ;

“Ya Rabbi son nefesimize kadar imanımızı korumamız konusunda bize destek olmanı, yardım etmeni senden istirham ederiz”.

Kur’an okuyan aklın, insan mantığıyla harmanlanıp yoğrulması sonucuna uyan dua şekli budur. Alemlerin Rabbi Yüce Allah, hayatını Kur’an ile şekillendiren, iyi bir müslüman olarak yaşayan kulunun, son nefesinde imansız olarak ölmesini ister mi? Buna müsade eder mi? Asla ve kat’a, bu, Kur’an-ı Kerim’in tanımladığı Rahman ve Rahim olan Allah’a yakışmaz! !

Birde bunun tam tersini düşünelim, hayatı boyunca dünyaya bağlanarak Rabbini unutan, Rabbinin Kitabından yüz çevirip büyük günahlara dalmak suretiyle şeytanın oyuncağı haline gelen bir insanın son nefesinde getireceği ” kelime-i şehadet” kendisini kurtarabilir mi?

Benim kitabımdan yüz çevirenin dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşr ederiz. 20.Sure/Taha/124

HADİSLER KUR’AN’IN TEFSİRİ DEĞİLDİR

Alemlerin Rabbi Yüce Allah, indirdiği Kur’an-ı Kerim’in açıklamasını, içerisinde birçok akla mantığa, haya ve edebe aykırı sözlerin bulunduğu, Allah’ın Resulü’ne atfen yazılan sözlerle ulaştırmamıştır.

Bu iddialar Allah ve Resulüne hakaret, Alemlerin Rabbi, kainatin efendisi Yüce Allah’a acziyet yüklemektir. İnsanlığı karanlıktan kurtarıp aydınlığa çıkarma amacıyla indirilen, fıtrat bilincini kötü amellere yönlendiren toplumu islah edip, insan gibi yaşaması için

Allah’ın son Nebisi Muhammed (A.S) ‘a apaçık detaylıca vahyettiğ Kur’an-ı Kerim’i amacından saptırıp anlamadan, bilmeden okunan bir mezarlık, bir ölü kitabı haline getirilmesinin en büyük sebebi, Kur’an-ı Kerim içeriğinin anlaşılması çok güç, kapalı bir kitap olarak topluma lanse edilmek suretiyle, bu doğrultuda bir algı oluşturulup,

Kur’an-ı Kerim’i doğru bir şekilde ancak kendisine vahyedilen Allah Resulü anlamıştır ve kendisine atfen yazılan hadisler de Kur’an-ı Kerim’in açıklanmış halidir inancı olduğu anlaşılmaktadır.

Bu çarpık algı ve inanışın Kur’an’a tamamen ters bir inanış olduğunu anlayabilmenin tek çaresi Kur’an-ı Kerim’dedir ancak hakkıyla okunmadığı için de Alem-i İslam uyumaya devam etmektedir, durum son derece vahimdir!

RUHSAL BEDEN

Ruhsal beden; insana ana rahmindeyken, maddesel bedenin tüm hücrelerine varıncaya kadar nüfuz edecek şekilde yaratıcı tarafından kodlanıp formatlamak suretiyle, ebeveynin yetiştirme tarzına göre, büyüme aşaması evrelerinde sürekli güncellenen, ergenlikten sonraki aşamalarda, insanın bireysel tercihleriyle güncellenmeye devam eden, İlahi bir yazılım, bir işletim sistemidir.

Bu yazılımın en önemli güncelleme paketi, İnsanı hakikate götüren, varlık amacını öğretip kurtuluşuna vesile olan, tüm zararlı saldırgan virüslere antivirüs olup güvenlik duvarı oluşturan, İlahi güncelleme paketi Kur’an’dır…Kaliteli ve dosdoğru kılınan namaz da, ruhsal donanımı hızlandıran, insanın işletim sistemini belli aralıklarla otomatik olarak güncelleyen yazılım paketleridir.

İnsanın aslı ölümsüz olan ruhtur.Bedenle beraber ruh da, doğru gıdalarla beslenmelidir.”İman edip salih amel işlemek”; Ruhun ihtiyacı olan tüm mineral ve vitaminleri temin edip ruhu gıdalandırır.İman edip salih amel işlemeyen bir beden 80 yaşında bile olsa,Rabbe dönecek olan ruh 1 yaşında bir bebek gibidir,bu bebek 80 yılın 65 yılından sorumlu tutulup,din günündeki büyük duruşmada hesaba çekilecektir! Dünyadaki beşeri mahkemelerde, sanık sandalyesine oturtulup, savunması alınan 1 yaşındaki bir bebeği kıyasladığımızda, durumun hakikatı ortaya çıkmaktadır!!

DUA ADABI

bc

Çocukluğumuzdan beri arapça şablon duaları, hem de kategori kategori, sınıf sınıf, sanki karşımızda şifreli bir kasa var gibi, şifreyi tutturmak için tarif edilen sayıda tarif edilen arapça şablon duaları okuyarak, duanın kabul edileceği inancıyla envayi çeşit duaları duyarak büyüdük, ta ki Kur’an’ın anlamıyla tanışana kadar.

Kendisini muhatap kabul edip adam yerine koymak suretiyle yaratmaya tenezzül eden Rabbine dua ederken, taleplerini dile getirirken içmeden sarhoş misali, gayri samimi, ne dediğini bilmeden, son derece bilinçsiz, anlamadığı bir dilde dua edip yardım talebinde bulunmak, sanki karşısında Kendisinden Başka İlah Olmayan Alemlerin Rabbi Kainatın Tek Efendisi, Büyük patlamanın tek mühendisi Yüce Allah yokmuş,

Adeta başkaları tarafından programlanmış bir robot varmış gibi davranıp insanlar tarafından uydurulmuş bir takım sayılar adedinde bir takım sözleri tekrar etmek suretiyle, sanki şifreli bir kasayı açmak ister gibi Rabbine dua etmek, dinle akılla örtüşmeyen dalaletten başka birşey değildir.

Rabbimiz Yüce Allah’a sığınıp dua ederken ”kendi dilimizle” bilinçli olarak doğaçlama dua edemiyorsak nasıl samimi olabiliriz?

Duanın olmazsa olmazı samimiyet; Üst düzey bir dikkat ve bilinçle, canı gönülden yalvarıp yakararak ve sadece Allah’tan istemek suretiyle mümkündür.

Dua ederken Rabbimize yüreğimizi açmamız gerekir ki, yüreğimizin ta derinlerinden yalvarmamız gerekir ki, samimi bir dua olsun, bir başka yanlış da, dua ederken yüksek sesle bağırıp çağırmak suretiyle, hatta emir sigasıyla ”yap ya Rabbi” , ”et ya Rabbi” demektir.

Dua nasıl edilir, Rabbimiz Yüce Allah Araf suresi 55.ayetinde bize buyuruyor;

”Rabbinize alçak gönülle ve yüreğinizin ta derinliklerinden gelerek dua ediniz. Doğrusu O, çizgiyi aşanları sevmez.” (7.Sure/Araf/55)

Nitekim Fatiha sûresinde, sürekli “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım bekleriz” deriz, Kur’an’ın başında olan bu sure, her zaman okuduğumuz bir suredir.Eğer anlamını bilmiyorsak bir müslüman olarak önemli bir eksiklik olup acilen öğrenmemiz gerekmektedir.

Alemlerin Rabbi Yüce Allah insanı yaratıp ona tenezzül etmiştir.Bize tenezzül eden Rabbimize dua ederken bu, neden en güzeli ve dosdoğru olanı olmasın ki ?

“Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ise yalnızca O’dur.” (35.Sure/Fatır/15)

Hayatımızın her alanında insanlardan nasıl ricada bulunup nezaket örneği gösteriyorsak, bundan daha fazlasını Allah’a göstermemiz gerekmez mi ?

Sonuç olarak, Kur’an’da dua konusunun ana omurgası olan Araf 55. ayetinde Rabbimiz bize duayı öğretirken;

Dua ederken, yüreğimizin ta derinliklerinden, sessizce yalvarmamızı isteyerek,sonuç olarak da, muhakkak ki o ,yada şühhesiz ki o ( inne-hu) haddi aşanları (el mu’tedîne) sevmez (lâ yuhıbbu) buyurmaktadır.

Alemlerin Rabbi Yüce Allah, kendini doğru yolda olduğunu zannedip ters yönde yol aldığının farkında olmayanları akıllarını doğru istikamette kullanmak suretiyle doğru bildiği yanlışları idrak etmelerine sebepler yaratıp gönüllerine sekinet vererek bulanıklaşan kalpleri, ölülere okunan ancak gerçek anlamda yaşam kitabı olan, dirilerin hayat rehberi olan Kur’an-ı Kerim’e açıp şeffaf yüreklere dönüşmesini,

Dinimi yalnızca Allah’a has kılıp bu istikamette dosdoğru yola, Fatiha suresini tam idrakle okuyup canı gönülden kalbinin en derinliklerinden gelen bir hakikat arzusuyla ben Rabbimden dosdoğru yolu talep ediyorum ve bu yolda beynimi yalnızca Allah’a teslim ettim diyen, tüm hücreleriyle Allahım, bana çizdiğin kulluk profiline, beni yaratırken ruhsal bedenime kodladığın ve açığa çıkarmayı benim tercihime sunduğun, hakikatin zenginliğini tercih edip açığa çıkarmak istiyorum, benden istediğin yaşam tarzına talibim, bunu yürekten istiyorum diyen ve pratiğe döküp eyleme geçirenlerden eylesin. İNŞALLAH