İLK HADİS İNKARCISI KİMDİ?

 

Kuran-ı Kerim, kendi dışındaki sözleri, yani Kur’an dışı sözleri olumsuz sözler olarak tanımlayıp, o sözlerin zandan ibaret olduğunu bildirmek suretiyle ilgili ayetleriyle adeta yerden yere vurmaktadır. Bknz: 2/78, 6/116, 10/36, 10/60, 10/66, 53/28, 45/6, 12/111, 68/36-37-38-39-40-41

Bu meseleyi Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetlerinde bizzat kendi gözleriyle görüp irkelerek şahit olanlar, Allah’ın Nebi’sine atfen yazılan sözlere mesafeli yaklaşıp Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın dini için herhangi bir delil niteliği taşımadığına inanmaktadırlar.

Hadislere şüpheyle bakmak Nebi’ye mesafeli olmak değildir.Hadislere güvenmemek Nebi’yi devre dışı bırakıp ona düşman olmak değildir. Bilakis, Nebi’ye sahip çıkmak, onu sevmek ona saygı duymak suretiyle Allah’tan korkup, Allah’a güvenmek, Kur’an’a güvenmektir.

Kendisini muhatap kabul edip yaratmaya tenezzül eden Rabbinin kendisine indirdiği mesajları merak etmeyen, hatta umursamayan bazı insanlar, bu davranışa ”hadis inkarcısı” tanımlaması yapmaktadır. Bu Kur’an’i bakış hadis inkarcılığıysa eğer, ilk hadis inkarcıları kimmiş bir bakalım.

İlk ”hadis inkarcısı” kimdi?

İslam alemi ve toplumumuzda Rabbinin mesajlarını merak eden, 2. Surenin 2. Ayetini kulağına küpe yaparak Kur’an-ı Kerim’i kendisine rehber edinip Kur’an ile yatıp Kur’an ile kalkan, Kur’an ile haşır neşir olmak suretiyle her geçen gün Kur’an’ı daha iyi anlayabilmek için araştırıp çalışan, emek verip çabalayan kesime karşı sarfedilen “hadis inkarcısı” söyleminin bilinmeyen ilk muhataplarından başta ilk hadis inkarcısı olarak Nebimiz Muhammed (A.S) gelmektedir.

Çünkü, ”Ben sadece bana vahyedilene uyarım” diyen Allah’ın Resulü ve son Nebisi, Nebi kimliğiyle söylediği kendi sözlerinin Kur’an dışı söz olduğunu, Nebi kimliğiyle söylediği kendi sözlerinin Kur’an ayetlerine göre zan olduğunu en iyi bilen biri olarak kayda geçirilmesini, hadislerinin yazılmasını şiddetle yasaklamıştır. Sonra ashabın ileri gelenlerinden ilk halifeler, Nebimizin tüm uyarı ve ikazlarına rağmen yazılan hadisleri toplayıp imha etmişlerdir. Ve ashabın akıl sahibi olanları da hadis inkarcılarının ilklerindendir.

İslam alimlerinden İmam-ı Azam Ebu Hanife de ilk hadis inkarcılarından olup kendi zamanında yaşayan bir takım alimler tarafından hadis inkarcılığıyla suçlanıp zındık, mürted ilan edilmiştir. Bu gerçeklerle ilgili sahih hadisler de mevcuttur ancak ne yazık ki avam halktan gizlenmektedir.Yeri gelmişken bir ilave yaparak bilinmeyen bir konuyu da hatırlatmış olalım.

Büyük çoğunluğu Buhari hadislerinden beslenen ”Ehlisünnet ekolü ve Hanifi mezhebi”, ”Ehlisünnet ekolü”nün iki büyük aliminden biri kabul edilen ve Hanifi mezhebi” nin İmamı olduğuna inanılan İmamı Azam Ebu Hanife’nin günümüz Ehlisünneti ve hanifi mezhebiyle pek de ilgisi yoktur. Çünkü Buhari, İmamı Azam Ebu Hanife’den bir asır sonra dünyaya gelmiştir.

İnsanları Kur’an’dan yüz çevirip uzaklaştıran en önemli sebep, çarpık şefaat inancı ve kolay cennet vad eden uydurma hadislerdir.

Kur’ân, gerçekten kesin bilginin ta kendisidir..69.Sure/Hakka/51

Onların arasında kitabı bilmeyen cahiller vardır. Bildikleri sadece kendilerine anlatılan asılsız kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunuyorlar. 2.Sure/Bakara/78

Reklamlar

KUR’AN’I ALLAH MI AÇIKLAR RESULÜ MÜ?

Kur’an-ı Kerim, Kendisinden Başka İlah Olmayan Alemlerin Rabbi Yüce Allah tarafından bizzat açıklanıp tefsir edilmiş bir halde indirilmiştir. O halde Kur’an-ı Kerim’i peygamberimiz açıklamıştır ya da hadisler Kur’an’ın açıklamasıdır inanışı nereden gelmektedir?
 
Yüce Allah Kur’anda bu konuyu detaylıca açıklamıştır.Yani fetvayı veren Alemlerin Rabbidir ”Beyan etmek” fiili Kur’an’da açıklama ya da detay detay tefsir etme anlamına mı geliyor? yoksa gerçeği açığa çıkarma, gizlememek anlamına mı gliyor? isterseniz Kur’an’ı genel olarak tarayıp analiz edelim.
 
(Nahl 44) Bil beyyinâti vez zuburi, ve enzelnâ ileykez zikre ”li tubeyyine” lin nâsi mâ nuzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerûn
 
Apaçık mucizelerle ve kitaplarla gönderildiler. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için ve düşünsünler diye, sana da bu Kur’ân’ı indirdik. (Nahl/44)
 
Biz bu kitâbı sana sadece, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi ”insanlara açıklayasın” ve iman eden bir topluma da rehber ve rahmet olsun diye indirdik. 16.Sure/Nahl/64
 
Yukarıdaki iki ayette geçen arapçası (li tubeyyine) türkçesi ”açıklayasın” fiilini, tefsir edip detaylandırma manasında anlayıp burdan yola çıkarak Kur’an’a bir bütün olarak bakılmadan, konuyla ilgili diğer ayetleri de tarayıp araştırmadan, Kur’an-ı Kerim’i Resulün açıkladığı inancı malesef yaygınlaşıp, müslümanların büyük çoğunluğunun tabi olduğu geleneksel mezhep öğretilerinde kalıcı bir şekilde yerini alarak hafızalara da bu şekilde kazınmıştır.
 
Ancak Kur’an’a bir bütün olarak bakıldığında bunun doğru olmadığı Kur’an’ın başından sonuna kadar sık sık zikredilen apaçık bir kitap olma özelliği ve Kur’an’ın birbirini tefsir eden ayetlerle örgü gibi örülüp Rabbimiz Yüce Allah’ın bizzat kendisinin tefsir edip açıkladığını yukarıdaki ayeti konuyla ilgili diğer ayetlerle karşılaştırma yapmak suretiyle göreceğiz. Beyan etmek iki anlama gelen bir kelime olup türkçeden de kulağımıza aşina olan örneğin, ”mal varlığı beyanı”, yani mal varlığını beyan etmek bildirmek, gizlemeyip açıklamak. 16.Sure/Nahl/44. ve 64. ayetinde geçen (li tubeyyine) türkçesi ”açıklayasın”ı 3.Sure/Al-i İmran/187 ayeti tefsir etmektedir.
 
“Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında şunları söyledi: ‘O Kitabı insanlara kesinlikle ”açıklayacaksınız ve asla gizlemeyeceksiniz”. Ama onlar Kitabı arkalarına attılar ve karşılığında geçici bir bedel aldılar. Aldıkları o şey ne kötüdür!” 3.Sure/Al-i İmran/187
 
Demek ki beyan etmek, gizlememek anlamına gelmekte, buna delil olarak bir başka ayet olan 2.Sure/bakara/159-160 daha da net olup konuyu iyice desteklemektedir.
 
“Şüphesiz ki; İndirdiğimiz açık ayetleri ve doğru yolu Kitapta insanlara ”açıklamamızdan” sonra gizleyenlere Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder. Ancak tevbe edip kendini düzelten ve onları ”açıklayanlar” başka. Onların tevbesini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul ederim, ikramım boldur.” 2.Sure/bakara/159-160)
 
Görüldüğü üzere, beyan etmek gizlememek anlamına gelmektedir ki zaten Rabbimiz Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i kendisinin açıkladığının bir başka kanıtı 75.Sure/Kıyame/19 ayette bildirmektedir.
 
Sonra Kur’an’ı ”açıklamak” da yalnız bize düşer. 75.Sure/Kıyame/19
 
Alemlerin Rabbi Yüce Allah, kitabını açıklayıp tefsir etme görev ve yetkisini Resulü’ne dahi vermemiştir ki insanlar Allah’tan başkasına kul olmasınlar, nitekim 11.Sure/Hud/1-2 ayetlerinde deprem etkisi yaratan ayetlerle noktayı koymaktadır.
 
Bismillâhirrahmânirrahîm.
 
1. Elif, lâm, râ. Bu, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri önce sağlam kılınmış, sonra da ”detaylandırılıp açıklanmış” bir kitaptır. Ki, “Allah’tan başkasına kesinlikle kulluk etmeyiniz. Şüphesiz ben size Allah’tan gelen bir uyarıcıyım; bir müjdeciyim.” 11.Sure/Hud/1-2
 
Görüldüğü gibi Rabbimiz Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’i kendisinin açıklayıp tefsir etmek suretiyle apaçık olarak vahyettiğini bildirmektedir. Şüphesiz ki Allah doğru söyler.
 
“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyenler ve ona karşılık biraz çıkar sağlayanlar var ya, onlar karınlarına sadece ateş doldururlar. Allah Kıyamet günü onlarla konuşmaz. Onları aklamaz. Onlara acı bir azap vardır.” 2.Sure/bakara/174

SÜNNET KUR’AN DIŞINDA DEĞİLDİR

Ne yazık ki SÜNNET Kur’an-ı Kerim’in dışında değildir.

Oniki asırlık akıl tutulması, Kur’an’ın şah damarı olan “Resul ile Nebi” kavramlarının hayati öneme sahip hikmetlerini, Kur’an’ın orijinal metninde yazdığı gibi ayrı ayrı değerlendirmeden tek anlam üzerinde toplamak suretiyle,türkçeye sonradan dahil edilen farsça PEYGAMBER kelimesiyle çevrilmesi, RESUL VE NEBİ kavramlarının birbirinden farklı olan mucizevi hikmetlerini ıskalayıp, Kur’an sınırları dışına çıkılmasına sebebiyet vermiştir.

Malesef Kur’an dışındaki SÜNNET Resul’ün sünneti değildir.

Müslümanların Kur’an-ı Kerim’den yüz çevirmek suretiyle içerisinde birçok karikatürimsi sözlerin de bulunduğu insanların kendi elleriyle yazdıkları beşeri kaynaklı rivayetlerin peşine takılıp, ”hadis rivayetlerindeki ihtilaflarla boğuşmaktan” Kur’an’ı Kerim’i unutup geri plana atmak suretiyle, ayetlerine tecvit nakışlayarak anlamadan okunan ve dahi ölülere okunan bir mezarlık kitabı haline gelmesine neden olan 1000 yılın akıl tutulması; bknz: Zuhruf/36-37, Furkan/30

İslam alemini Kur’an’dan saptırıp rivayetlere götüren yön levhası, Kur’an-ı Kerim’in ”Resul’e itaati” emreden emir kalıplarıdır. Nebi’ye atfedilen beşer kaynaklı yüzbinlerce rivayetin kulaktan kulağa intikal etmek suretiyle, yani ravi zinciriyle gelip, muhaddislerin (Buhari,Müslim,Tirmizi, v.s) de kendi fikir süzgecinden geçirip kaleme aldığı hadis dediğimiz rivayetleri dinin resmi kaynağı olduğuna delil olarak gösterilen Kur’an-ı Kerimde sıkca zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat edin” emirleri ve bu doğrultuda farklı kalıplarda ”Resule itaati” emreden ayetleridir.

Alemlerin Rabbi Yüce Allah, kitabında itaat edilmesi gereken adresi gösterirken istisnasız bir şekilde ”Nebi” kelimesini kullanmayıp sürekli olarak ”Resul” kelimesini kullanmıştır.

Yine aynı paralelde Nebi’yi ikaz edip uyarırken istisnasız bir şekilde ”Resul” kelimesini kullanmayıp sürekli olarak ”Nebi” kelimesini kullanmıştır?

Nebi Muhammed’in (A.S) vahiy kaynaklı olmayan, yani Allah’ın buyruğu olmayan kendi sözleri Resul Muhammed’e değil Nebi Muhammed’e ait olan sözleridir. Dolayısıyla rivayetler, ”Resul Muhammed”e değil, ”Nebi Muhammed”e atfen yazılan sözlerdir. Zira Resul misyonuyla söylediği sözlerin tamamı vahiy kaynaklı olup sadece Kur’an’dan ibarettir.

Rabbimiz Yüce Allah, kitabında ”Resul ile Nebi” kavramlarını farklı hikmetler barındırması gereği ayrı ayrı kullanıp bazen kısa bir ayette dahi, kısa bir cümlede dahi bu iki kavramı ayrı ayrı belirtip ikisinin arasını ”vav” ile keserek kırmızı çizgilerle ayırmıştır. Arapçada ”vav” ile ayrılan kelimeler kesin olarak farklı anlamlar ifade etmektedir. ”ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine” bknz: Ahzab/40

Ne yazık ki çoğu Kur’an meali ve tefsirlerinde sanki bu iki hayati kavram tek bir anlam ifade ediyormuş gibi meallendirilerek haşa Alemlerin Rabbi Yüce Allah kelime israfı yapmış gibi bir izlenim bırakıp, hayati öneme sahip bu iki kavramın üzerini örtercesine hem Resul hem de Nebi kelimelerini tek anlamda toplamak suretiyle Kur’an-ı Kerim’in “Resul ve Nebi” kavramlarını Allah’ın muradı doğrultusunda gerçek anlamlarıyla ayrı ayrı belirtmeden türkçeye sonradan dahil edilen farsça “peygamber” kelimesi bünyesinde tek anlama indirgemek suretiyle kullanılmıştır. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de önemli ölçüde çelişkilere yol açmaktadır.

NEDEN NEBİ’YE DEĞİL DE RESUL’E İTAAT

Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette ”Allah ve Resulüne itaat” emredilirken neden hiç birinde ”Allah ve Nebisine itaat” olarak zikredilmez? Halbuki hem Nebi hem de Resul aynı şahıstır. Yani Abdullah oğlu Muhammed (A.S) hem Nebi hem de Resuldü. ”Resul ile Nebi” kavramları aynı şahıs üzerinde birleşse de farklı anlamlar ifade etmiş olabilirler mi ?

Şüphesiz Kur’ân, çok şerefli bir Resulün sözüdür. 69/40

Kur’an-ı Kerim’i oluşturan sözlerin tamamı Allah kelamı olan vahiy kaynaklı Resul sözleridir.

Nübüvvet makamı yani Nebilik, ilahi bir makam/rütbe olup, vahyin başlangıcından Nebinin ölümüne kadar 7/24 devam eder. Nebinin, belli aralıklarla kendisine vahyedilen ayetleri tebliğ ve tatbik görevine Resullük denir. Daha açık bir ifadeyle Nebi, sadece ayetleri tebliğ ve tatbik ederken Resul olmakta, tebliğ ve tatbik bittiği an Resullük geçici olarak sona ermekte, ta ki daha sonra vahyedilecek ayetlerin tebliğine kadar.

Resul, ayetleri herhangi bir ekleme, eksiltme ya da yorum yapmadan olduğu gibi iletir.
Resulün, Allah’ın ayetlerini tebliğ ederken hata yapma ihtimali yoktur. Çünkü bu önemli görevde Allah’ın koruması altındadır.Resul risalet görevini ilahi koruma altında yapar. (Maide-67)

”Resul Muhammed” (A.S) Allah’ın ayetlerini olduğu gibi tebliğ etmekle mükellef olduğu gibi, ”Nebi Muhammed” de diğer müslümanlar gibi Resul Muhammed’e itaat etmekle mükelleftir. Allah’a itaat edebilmek için Resule itaat etmekten başka bir yol yoktur. Dolayısıyla Resule itaat Allah’a itaat anlamına gelmektedir. Kur’an’da zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat” ya da buna benzer farklı kalıplarda ”Resule itaat” emri geçen ayetlerin amacı Allah’a itaati hedeflemektedir.

Kur’an-ı Kerim’de ”Resule itaat” etmeyi emreden otuzdan fazla ayet vardır.. Bazı örnek ayetler;

De ki: “Allah’a ve Resulüne” itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez. (Ali İmran 32)

”Allah’a ve Resulüne” itaat edin, ki merhamet olunasınız. (Ali İmran 132)

Kim ”Resûl?e itaat” ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa 80)

Allah’a itaat edin, ”Resule de itaat edin” ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki, elçimize düşen, ancak apaçık bir tebliğdir. (Maide 92)

Ey iman edenler, ”Allah’a ve Resûlü?ne” itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin. (Enfal 20)

Ancak nebiye itaati, emreden hiç bir ayet yoktur. Ayni şekilde Muhammed (A.S) şahsına itaati emreden hiçbir ayet yoktur. Bu demek değildir ki Nebi normal bir insanla eşdeğerdedir. Bilakis, Nebi müslümanlara kendi canlarından daha yakındır. Nitekim ”Ahzab 6.” ayetinde Yüce Rabbimiz buyuruyor;

Nebi, mü’minlere kendi canlarından daha yakındır; onun eşleri de mü’minlerin anneleridir.(Ahzab/6)

Resul risalet görevini ilahi koruma altında yapar. (Maide-67)
Nebilik ilahi koruma altında olmadığı için Nebi yanılabilir. Nebi, özel yaşantısında bazı eylem ve hareketlerinde, uygulama ve ictihatlarında yanılmış olabilir. Nitekim Kur’an-ı Kerim, nebinin bazı durumlarda yanılıp hata ettiğini ve uyarıldığını bize bildirmiştir.
(Nisa- 105, 107), (Abese – 3,4),( Enfal-67, 68), ( Tevbe-43, 113), (Tahrim-1) (Ahzap-1, 2) Bu ayetlerin hiç birinde Resul ifadesi geçmeyip Nebi ifadesi geçmektedir.

Ayrıca Resul ve Nebi, şeytanın tuzaklarına, vesveselerine karşı Allah tarafından koruma altına alınmıştır. Resul ve Nebinin hiçbir eylem hal ve hareketinde şeytanın bir etkisi olamaz… (Hac-52)

Nebi Muhammed’in vahiy kaynaklı olmayan, yani Allah’ın buyruğu olmayan kendi sözleri Resul Muhammed’e değil Nebi Muhammed’e ait olan sözleridir. Dolayısıyla rivayetler, ”Resul Muhammed”e değil, ”Nebi Muhammed”e atfen yazılan sözlerdir. Zira Resul misyonuyla söylediği sözlerin tamamı vahiy kaynaklı olup sadece Kur’an’dan ibarettir.

Allah’ın son nebisi 23 yıl süren nebilik döneminde bizzat Allah’ın kontrolü ve insiyatifiyle, belli ölçü ve hesaplar doğrultusunda belli aralıklarla verilen Resullük görevi;
Allah’ın koruması, kontrolü ve insiyatifi doğrultusunda belli ölçü ve hesaplarla tebliğ ve tatbik edilmek suretiyle kayda geçirilen, Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını taahhüt ettiği dinin tek resmi delili Kur’an üzerinde devam etmekte olup, kıyamete kadar da devam edecektir.

Kur’an-ı Kerim’in “Resul ve Nebi” kavramlarını Allah’ın muradı doğrultusunda gerçek anlamlarıyla ayrı ayrı belirtmeden, Kur’an’ın sisteminin bozulmasına yol açan tek anlam üzerinde toplamak suretiyle türkçeye sonradan giren farsça “peygamber” kelimesiyle çevrilmesi sonucu ortaya çıkan meal ve tefsirler, Kur’an-ı Kerim’i anlama konusunda çelişkiler doğurup, Kur’an’ı hakkıyla anlayamamamıza sebep olduğu ortaya çıkmıştır.

Ancak, Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın taahhüt ettiği gibi koruma altında olan Kur’an-ı Kerim’in orijinal arapça metni sayesinde, apaçık belli olan ”Resul ile Nebi” kelimeleri 15 asırdır olduğu gibi durmaktadır.

”Kur’an-ı Kerim’e kafa yorup hakikati öğrenme çabasına girenlerin Kur’an öğretmeni, Alemlerin Rabbi Yüce Allah’tır.”

Kur’ân, gerçekten kesin bilginin ta kendisidir.
69.Sure/Hakka/51