SENKRONİZEL BİLİNÇ

Beyinsiz kalp hurafe bataklığına, kalpsiz beyin ateizm çukuruna düşürür !!!
 
Ruhsal beden; insana ana rahmindeyken, maddesel bedenin tüm hücrelerine varıncaya kadar nüfuz edecek şekilde yaratıcı tarafından kodlanıp formatlamak suretiyle, ebeveynin yetiştirme tarzına göre, büyüme aşaması evrelerinde sürekli güncellenen, ergenlikten sonraki aşamalarda, insanın kendi bireysel tercihleriyle güncellenmeye devam eden, İlahi bir yazılım, bir işletim sistemidir.
 
Bu yazılımın en önemli güncelleme paketi, İnsanı hakikate götüren tek hidayet kaynağı, varlık amacını öğretip kurtuluşuna vesile olan, tüm zararlı saldırgan virüslere antivirüs olup güvenlik duvarı oluşturan, İlahi güncelleme paketi Kur’an-ı Kerim’dir…
 
Yüksek kalitede tefekkür ve tevhidsel planı ön plana çıkarılarak kılınan namazlar da, ruhsal donanımı hızlandıran, insanın işletim sistemini belli zaman dilimlerinde, belli aralıklarla otomatik olarak güncelleyen yazılım paketleridir.
 
İnsanın ahirete götüreceği bedeni ruhsal bedenidir.
 
Salt beyin odaklı maddesel bilinç; Maddesel bedene ait düz düşünmeye dayalı düşünsel fikirlerin üretildiği beyinsel işletim sistemidir.
Bu kategori, sadece maddesel düşündüğü için, ruhsal bedeni geliştiremez. Evren bilimci, fizik dehası, yazılım mühendisi de olsa, maddeye dayalı düşünsellik geliştirdiği için keskin düşünemez ve kalpten bağımsız salt beyin odaklı düşündüğünden ruhsal bedeni zayıf kalır.
 
Salt kalp odaklı, sürüden güç alan duygusal bilinç; Düşünmeyi sevmeyen, düşünmek istemeyen, düşünmekten nefret eden, düşünülmüş herşeyi olduğu gibi kabul edip olduğu gibi alan, her duyduğuna inanan, her seslenene kulak veren, her anladığını duyduğundan ibaret zanneden, teferrüatlara takılıp şekilleri benimser.
 
Düşünsel fakirliğin, zihinsel tembelliğin farkında olmayan, analitik fikir, kritik düşünce, ayıklama yeteneği, bakış açısı olmayan, çoğunluğu ölçü almak suretiyle, sürüden güç alıp sürüyü örnek verir. Dolayısıyla çoğunluğu örnek alıp sürü psikolojisine dayalı düşünsellik geliştirdiği ve beyinden bağımsız salt kalp odaklı düşündüğünden ruhsal bedeni zayıf kalır.
 
Beyinsiz kalp hurafe bataklığına, kalpsiz beyin ateizm çukuruna düşürür !!!
 
Vahiyden beslenmek suretiyle beyni kalbe, kalbi beyne senkronize eden senkronizel bilinç; Ruhsal bedenin, kalp ve beyni hakimiyetine alıp senkronize etmek suretiyle, kalp destekli analitik ve keskin düşünebilme yeteneğidir.
Bu kategori, düşünsel senkronizasyon hakimiyetine sahip olduğu için ruhsal bedenini geliştirmiş olur.
 
Aklını senkronize eden ne olursa olsun yaşam tarzını vahiyle inşaa ettiği için, senkronize aklın, analitik ve keskin düşünselliğiyle geliştirdiği ruhsal bedeni, ”din gününde” birtakım aydın yüzlerle beraber, gülmeyi ve sevinmeyi hak eder.
 
O gun bir takim yuzler aydinliktir, gulmekte ve sevinmektedir.(80/38)
Reklamlar

Toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul görmüş geleneneksel mezhep öğretilerinin tartışmasız takipçileri ve Kur’an-ı Kerim’in başka kaynaklara muhtaç olduğunu düşünen kesim tarafından sık sık dile getirilip denilmektedir ki;

Kuran yeter diyebilmek için arapça dilini ana dilinden öte bilmek gerekir, gramer bilgisi üst düzey olmalıdır. Kuranı anlayarak okumaya çalışmak ancak arapçaya hakim olmakla mümkün olabilir. Arapça sıradan bir dile benzemez bir kelimenin anlamı kati sürede aynı olan bir dil değildir, farklı anlamlara delalet edebilir, farklı kavramlar içerebilir. Senin benim onun bunun okuduğu türkçe mealli Kuran’lar çeviricinin anlayışına göre yaptığı tercümeden ibarettir. Atıyorum Elmalılı’nın çevirdiği Kuran’ı okuyorsan Elmalının anlayışına göre anlayabilirsin denilmektedir. Ancak;

Arapça dersini, özellikle Kur’an için lazım olacak ”sarf arapça” dersini ”El Ezher” gibi kaliteli bir üniversitede aldığımızı varsayalım. Türkiye’de diyanet onaylı yaklaşık 300 adet Kur’an meali olduğu söylenmekte. Biz de Kur’an-ı Kerim’i bu meal sahiplerinden bir tanesi kadar anlayabiliriz demektir. Yani Elmalı’lı örneği gibi biz de kendi mealimiz kadar öğrenebiliriz demektir.

Kaldı ki El Ezher mezunu dahi olsak, İleri derecede arapça ilmine sahip bir alim dahi olsak, Kur’an-ı Kerim’in hayati öneme sahip bazı kavramlarını direkt Kur’an’dan değil de geleneksel mezhep ilimlerinden öğrenmişsek, ki büyük çoğunluğu öyledir, tercüme ettiği Kur’an meali ve tefsirinde önemli ölçüde çelişkiler ve hatalar meydana getirdiğini görmekteyiz. Bunun en önemli örneği Kur’an’ın ”şah damarı” olan “Resul ile Nebi” kavramlarıdır ki sıklıkla rastlanmakta olup,

Ne yazık ki çoğu Kur’an meali ve tefsirlerinde sanki bu iki hayati kavram tek bir anlam ifade ediyormuş gibi meallendirilerek haşa Alemlerin Rabbi Yüce Allah kelime israfı yapmış gibi bir izlenim bırakıp, Kur’an-ı Kerim’in orijinal metninde yazdığı gibi ayrı ayrı değerlendirmeden tek anlam üzerinde toplamak suretiyle, türkçeye sonradan dahil edilen farsça PEYGAMBER kelimesiyle çevrilmesi, RESUL VE NEBİ kavramlarının birbirinden farklı olan mucizevi hikmetlerini ıskalayıp, din kaynağı konusunda dinin tek kaynağı Kur’an’dan saparak Kur’an sınırları dışına çıkılmasına sebebiyet verip, rivayetlerden din öğrenilmeye kadar gitmiştir.

Dolayısıyla yüzeysel olarak rasgele meal okumak Kur’an’ı doğru anlamada zaten yeterli olmaz. Kuran okumak, tek bir meal okumayla, meali yüzeysel okumayla olmaz. Kur’an ayetleri farklı meallerle karşılaştırmalı olarak derin derin tefekkür etmek suretiyle adeta yudum yudum içilmelidir….

Ne yani ölülerimize Kur’an okumayalım mı?
 
Allah Resulü’nün yirmiüç yıl boyunca Kur’an uğruna verdiği büyük mücadelede gösterdiği amansiz direniş, işittiği hakaretler, çektiği ruhsal ve bedensel çileler, ileride ölülere okunacak bir kitap için miydi?
 
Öyle etkili bir narkozdur ki “atalar dini narkozu” , tam tamına oniki asırlık bir süreyle İslam alemini tüm zamanların en uzun uykusuna yatırmıştır…
 
Ne yani ölülerimize Kur’an okumayalım mı?
 
Oysa Kur’an-ı Kerim, yaşayan ölüleri, canlı cenazeleri diriltmek suretiyle insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarmak ”insanlığı adam etmek” için dizayn edilip, ”Dirilere Yaşam Klavuzu” olarak indirilmişti.

Farz namazlarında bomboş olan camileri hınca hınç doldurup, adeta günah çıkarma gecelerine dönen, bidat üstüne bidat, hurafe üstüne hurafelerin havada uçuştuğu, Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen Kadir gecesi hariç yılın diğer tüm gecelerinden farksız olan bu gecenin olmayan mana ve önemine istinaden;
 
Kendisinden Başka İlah Olmayan, Alemlerin Rabbi, Kainatın Tek Efendisi Yüce Rabbimizin dosdoğru yoluna barikat olan bidat/hurafeleri, Kur’an-ı Kerim rehberliğinde tespit edip yok etmek suretiyle, hakikat yolunda canı gönülden gayret gösterip, birlik ve beraberliğin yegane çözümü olan “dini yalnızca Yüce Allah’a has kılmak” dileğiyle “Ey Rabbimiz, yaşayan ölülerimize canlı cenazelerimize de Rahmet eylermisin”? İNŞALLAH !

Hadis rivayetleri Kur’an-ı Kerim’in açıklamasıdır ifadesi; iblisin Rabbine kafa tutmak suretiyle, beni azdırmana karşılık ben de senin doğru yolunun ( Kur’an) ın üzerine oturacağım sözlerinin insanların farklı eylem ve söylemleriyle açılımı ve tercüme edilmiş halidir.
 
Hadis rivayetleri Kur’an-ı Kerim’in açıklamasıdır ifadesi, hadisler zaten Kur’an-ı Kerim’in açıklaması olduğuna göre Kur’an okumaya ne gerek var düşüncesinin, yani pratikte Kur’an gerekmez inanışının hadis rivayetleri Kur’an-ı Kerim’in açıklamasıdır makyajıyla sunumundan başka bir şey değildir.

Artık yavaş yavaş lugatımızdan ”peygamber” sözcüğünü kaldırmamız gerekmektedir. Farsça bir kelime olan PEYGAMBER, ne türkçe ne de arapçadır. Dolayısıyla Kur’an’da da geçmemektedir. Kur’an’da Nebimiz Muhammed (AS) iki farklı kavramda zikredilip, ya Nebi ya da Resul olmak suretiyle birbirinden farklı anlama gelen bu iki farklı kavram ile anılmaktadır. Mesela Resul misyonuyla sözylediği her söz Kur’an-ı Kerim’i oluşturan sure ve ayetlerin tamamıdır. Resulün hiçbir sözü dahi yoktur ki, Kuran’a kaydedilmiş olmasın. Hiçbir sözü dahi yoktur ki, Kur’an dışında kalsın.
 
Kur’anda otuzdan fazla ayette zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat edin” ya da Resule itaati zikreden emir kalıpları Allah’a ve Resule ayrı ayrı itaati hedeflemez. Amaç sadece Allah’a itaattir. Zaten Allah’a itaat etmek için Resule itaat etmekten başka bir seçenek yoktur. Binaenaleyh, Kur’an-ı Kerim günümüzün Resulüdür.
 
Zamanın çok kısa olduğu ve çok hızlı aktığı bu imtihan dünyasında vakit varken hakikat arayışlarına girilmelidir. Bunun için olmazsa olmaz tek çözüm Allah’ın ipine yani Kuran-ı Kerim’e sımsıkı sarılmak suretiyle 2. Surenin 2. Ayetini kulaklara küpe yaparak Kur’an-ı Kerim’i rehber edinip Kur’an ile yatıp Kur’an ile kalkan, Kur’an ile haşır neşir olmak suretiyle her geçen gün Kur’an’ı daha iyi anlayabilmek için araştırıp çalışmak, emek verip çabalamak gerekmektedir.

KUR’AN’IN ÖĞRETMENİ ALLAH’TIR

Rabbinin mesajlarını canı gönülden merak etmek suretiyle Kur’an-ı Kerim’i anlamak isteyen akıl sahibi herkes, eğer tüm kalbiyle inanarak güvenip emek verirse, Kur’an-ı Kerim içerisinde gizli bir öğretmen olduğunu farkedecektir. Bu bir Kur’an mucizesi olup Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın her yerde hazır ve nazır olduğunun bir tecellisidir. Kur’an-ı Kerim’in öğretmeni Kainatın Tek Efendisi Yüce Allah’tır.
 
Kur’an-ı Kerim’i anlamanın zor olduğunu idda edenler, Kur’an’ı anlayamaz. Çünkü Kur’an’ı açıklayıp kolaylaştırdığını söyleyen Rabbine güvenmiyordur. Alemlerin Rabbi Yüce Allah, düşünüp öğüt almak isteyenlere Kur’an’ı anlamak isteyenlere açıklayıp kolaylaştırdığını ilgili ayetlerle yeminler ederek taahhüt etmektedir. Bu konu aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’e iman meselesidir.