KAYNAK BİR OLMADAN ÜMMET BİR OLUR MU?

Diyorlar ki; “Hep Kur’an diyorsun başka bir şey demiyorsun. Senin üst aklın kim, İngiliz ajanı mısın, yahudi projesi misin? Alimlerimizin çoğunun ittifak ettiği konulara aykırı tavırların var. Ümmetin birliğine kastedip vahdet bilincinin altına dinamit koyuyorsun.”.
 
Hangi ümmet birliğinden bahsediyoruz? 12 asır önce uydurulan hadis rivayetleri ve hadis rivayetlerindeki ihtilaflarla boğuşmaktan Kur’an-ı Kerim’i arka plana atıp, rivayetleri ön plana çıkararak önce tevhid, akabinde vahdet bilinci çökertilip parça parça bölünüp fırkalara ayrılmak suretiyle batının oyun ve eğlence alanına döndürülen ümmet mi?
 
Böyle mi olmalıydı? Dünyaya lokomotif olması gereken ümmet, batının arkasında vagon mu olmalıydı? Dünyaya barış ve adalet dağıtması gereken ümmet, kendi içindeki barış ve adaleti sağlayamayan, Allahu Akbar sloganlarıyla birbirini katleden, yokluk ve sefalet içindeki perişan haliyle dünyanın bir numaralı gündemi mi olmalıydı?
 
Ümmetin arasındaki ihtilafın kökü Kur’an mı, yoksa asırlardır içinden çıkamadıkları hadis rivayetlerindeki ihtilaflar mı? Araf 17 de Rabbine büyük bir küstahlıkla; “Yemin ederim ki beni azdırmana karşılık ben de senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım. Yani Kur’an’ın anlaşılmasına mani olacağım” diyen iblisin zaferini, “Ölülere ayet dirilere rivayet” okuyacak kadar aklı tutulan ve beyin ölümü gerçekleşmek üzere olan ümmetin bu hali özetlemiyor mu?..
 
Asıl yahudi projesi, Kur’an diyen birine yahudi projesi misin diye soranlardır. Ancak farkında değillerdir. Yahudi projesi dedikleri o negatif söylem aslında direkt olarak Kur’an’a gider Kur’an diyene değil. Kendisinde şüphe olmayan ve sakınanları dosdoğru yola ileten bu kitap , Alemlerin Rabbi Yüce Allah’ın insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma projesidir !!!
 
“Kaynak bir olmadan ümmet bir olur mu?”

Çoğu Kur’an meallerinde sık görülen hataların başında, manen hayati öneme sahip bir konu olan ”Resul ve Nebi” kavramlarını orijinal Kur’an metninde olduğu gibi ayrı ayrı sözcüklerle belirtmeyip, ”Resul ve Nebi” kavramları sanki tek bir anlam ifade ediyormuş gibi her iki kelimeyi, ne arapça ne de türkçe bir kelime olan farsça ”Peygamber” kelimesiyle çevrilmeleri gelmektedir. Alemlerin Rabbi Yüce Allah, Resul ve Nebi kavramlarını boşu boşuna ayrı ayrı sözcüklerle belirtip haşa kelime israfı yapmadı!

Kur’anda otuzdan fazla ayette zikredilen ”Allah ve Resulüne itaat edin” ya da Resule itaati zikreden emir kalıpları, yukarıda bahsi geçen Kur’an meallerinde, ”Allah ve peygambere itaat edin” ya da peygambere itaati zikreden emir kalıpları olarak geçmektedir. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de çelişkiler varmış gibi izlenimler bırakmaktadır. Örneğin;

İlgili Kur’an meallerine göre Kur’an-ı Kerim, hem peygambere itaati emredip, hem de peygambere itaat etmeyeni kınamamaktadır. Mesela ”Mücadile suresinin başında” geçen bir konu hakkında peygamberle tartışıp peygamberin verdiği kararı beğenmeyen ve o karara itaat etmeyen bir kadın sahabenin, peygamberi Allah’a şikayet ettiği ve Allah’ın kadını haklı bulup, ilgili konuda kadının lehinde ayetler indirmesidir.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin konuşmasını işitmektedir. Çünkü Allah her şeyi işitendir; her şeyi görendir. Sizden zıhar yapanlar/hanımlarını annelerine benzetenler bilmelidirler ki, o hanımlar onların anaları değillerdir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allah affedicidir; bağışlayıcıdır. 58/Sure/Mucadile/1,2

Bir başka ayette peygamber, evlatlığı Zeyd’e eşini boşamamasını söylediği halde eşini boşayarak peygambere itaat etmeyen Zeyd’in Allah tarafından uyarılıp kınanmamasıdır. Çok ilginçtir ki, Zeyd’in kendisine nimet verilenlerden biri olduğu, yani Allah’ın razı olduğu cennetlik bir kişi olduğu da Kur’an-ı Kerim’de apaçık zikredilmektedir.

Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine yardım etiğin kişiye, “Eşinden ayrılma, Allah’a saygı duy” dediğin anı hatırla! Oysa sen, içinde Allah’ın açığa çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah, çekinmeye daha lâyıktır. Müminlere, evlatlıkları eşlerinden ayrıldıklarında onların boşanmış eşleriyle evlenmelerinde bir sıkıntı olmaması için Zeyd, eşinden ilgisini tamamen kesip ayrılınca onu sana nikâhladık. Allah’ın emri kesinleşmiştir. 33/Sure/Ahzab/37

Buhari, Müslim,Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace,İbni Hacer, Ahmed bin Hanbel, Nesai gibi muhaddislerin toplayıp kaleme aldığı Nebimiz Muhammed as ait olduğu iddia edilen sözler, Nebimiz Muhammed as öldükten üç asır sonraya beş altı kuşak zincir silsilesi ile kulaktan kulağa taşınarak gelen, yani ravi zinciriyle gelen söylentilerdir. Muhaddisler, ravi zincirin son halkasındaki ravinin sözlerine güvenip bu eserleri kaleme almışlardır. Ravi zinciriyle ilgili örnek olarak Buhari ve İbni Mace’ye ait birer hadis derlemesini inceleyelim.

Ravi zinciri; Kulaktan kulağa intikal eden rivayetler

Buhârî, Muhammed b. Minhâl’den duymuş.
Muhammed b. Minhâl, Yezîd b. Zurey’den duymuş.
Yezîd b. Zurey, Ömer b. Muhammed el- Askalânî’den duymuş.
Muhammed el-Askalânî’ni babasından duymuş.
Babası dedesinden duymuş.
Dedesi, İbn Ömer’den duymuş.
İbn Ömer de, Nebimizden duymuş.
İbn Ömer’in rivâyetine göre o şöyle söylemiştir:

Resûlüllâh’ın yanında uğursuzluktan bahsettiler. Bunun üzerine Resûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Eğer bir şeyde uğursuzluk olsaydı, evde, kadında ve atta olurdu” (Buhârî, Nikâh, 17, hadis no: 5094)

Farklı ravilerle gelen, muhaddisi ”İbni Mace” olan aynı rivayetin tam tersi;

İbn Mâce, Hişâm b. Ammâr’dan duymuş
Hişâm b. Ammâr, İsmâil b. Ayyâş’tan duymuş
İsmâil b. Ayyâş, Süleyman b. Süleym el-Kelbî’den duymuş
Süleym el-Kelbî, Yahyâ b. Câbir’den duymuş
Yahyâ b. Câbir, Hâkim b. Muâviye’den duymuş
Hâkim b. Muâviye de, amcası Mihmer b. Muâviye’den duymuş
Mihmer b. Muâviye ise Resulüllah’tan duymuş:

Mihmer b. Muâviye’nin rivayetine göre;

Resûlüllâh’ın şöyle söylediğini duydum: “Uğursuzluk diye bir şey yoktur. Uğurluluk ise şu üç şeyde olabilir: Kadında, atta ve evde” (İbn Mâce, Nikâh, 55, hadis no: hadis no: 2071).

Rivayetleri derleyip yazan muhaddislerin dokuzuncu asırda yaşadıkları tarihi kayıtlardan bilinmektedir. Dokuzuncu asırdan günümüze kadar geçen oniki asırlık süreçte, mevcut hadislere yapılan ekleme ve çıkarmaları, hadislere yapılan tahrifatları da düşünecek olursak, durumun vehameti daha da artmaktadır. Kur’an-ı Kerim’in, kendi dışındaki sözleri eleştirip, Kur’an dışı sözlerin birer zandan ibaret olduğunu söyleyip, o sözleri yerden yere vurması manen hayati öneme sahip olup, aşırı dozda düşündürücüdür.

” Rabbim, hastalara şifa, borçlulara eda, fakirlere para, bol rızık nasip eyle” AMİİİİİNNNN

Yukarıda örneği olan dua ya da benzerleri gibi hazırlanmış dua caps’leri paylaşılmakta, bu paylaşımlara yüzlerce beğeni ve “amin” yorumları yukarıdan aşağıya ip gibi dizilmekte ve bu paylaşımlar onbinlerce üye sayısına sahip dini isimlerle açılan facebook gruplarında en çok paylaşılanlar sıralamasında sürekli üst sıralarda yer almaktadır.

Kuru kuruya yapılan duaların insanlığa bir faydasının olmayacağını akledemeyen çoğumuz, dua metinlerindeki temenniler için harekete geçmedikçe, Yüce Rabbimiz realiteye dönüşmeyen kuru telaffuzları, emeksiz , eylemsiz gevezelikleri değerlendirmemektedir.

Yüce İslam dini yoksulu, fakiri, ihtiyaç sahiplerini gözetmeyi, yani pamuk elleri cebe atmayı emreder. Malesef ihtiyaç sahibi yoksul insanlara kuru kuruya dua etmeyle ibadet yapıp sevap işlediğini zanneden islam aleminin büyük çoğunluğu açlık ve sefalet içindedir.

Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler. Öfkelerini yutanlardır onlar, insanları affedenlerdir. Allah, güzel düşünüp güzel davrananları sever. 3.Sure/Ali İmran/134