GEÇİM SIKINTISI İMTİHANI

Bir müslüman rızkının endişesiyle tedirgin bir şekilde yaşıyorsa, üstelik bu müslüman beş vakit namaz kılan bir insan ise, durum daha da vahim olup namazının içi bomboştur.

Rızık Allahtandır denildiğinde renkten renge, şekilden şekile girmek suretiyle rahatsızlanarak otomatik olarak savunmaya geçip, o zaman git evde otur diyen bir müslüman, Allah’a yeterince güvenemiyor yada güvendiğini sanıyordur.

Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah’ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendir. 2.Sure/Bakara/268

Hakikatte bir günlük süreden ibaret olan dünyada, maddi anlamda zengin, varlıklı insanlara bakıp, içinde lüks ve konforu barındıran maddesel yaşantılarını kendi hayatıyla kıyaslama yapmak suretiyle onları  kıskanmak, onların da maddi zenginlikle imtihan edildiğinden gafil olmak, farkında olmadan onların imtihanına itiraz etmek anlamına gelir.

Allah, kullarından dilediğine bol rızık verir, dilediğine de kısar. Allah her şeyi bilir. 29.Sure/Ankebut/62.Ayet

Dünyaya sadece evinin mutfağından bakan bir insanın bakış açısı; geçim sıkıntısının bir sınav olduğunu, buna sabretmesi gerektiğini, bundan daha önemli sorunların da bulunduğunu, kendisinin bir de manevi bedeni olduğunu farkedip, asıl amacının bunu besleyip olgunlaştırmak olduğunu düşünemez.

Halbuki dünyaya sokaklardan bakabilse, kendisinden çok daha muhtaç insanların da olduğunu düşünüp, imtihanının o kadar da ağır olmadığını anlayarak, “şakir”lerden olup mutlu olacaktır.

Hayır. Doğrusu siz peşin olanı, dünyayı seviyorsunuz.75.Sure/Kıyame/20.Ayet.

Reklamlar

TARİKAT VE RABITA

Bu acaba; Şeyhi rabıta yaparken, hem ruhsal, hem de maddesel bedeni tam bir uyum içerisinde hazırlayıp, gayet düzenli bir şekile bilinçli, tüm samimiyetle idrak ve tefekkürün tüm şartlarını yerine getirerek, en ince ayrıntıları bile atlamadan yapılmaya çalışılması, fakat , yeryüzü ve uzayın yegane sahibinin huzurunda, namaz kılarken okuduğu Fatiha’ yı papağan gibi ezbere okuyup geçmek suretiyle özellikle Allah’tan hidayet dileğinde bulunma konusu geçen ayetlerden gafil olarak samimiyetsizce, idraktan ve tefekkürden yoksun bir şekilde alalacele arkasından atlı koşturuyorcasına hareket etmenin bir cezası olabilir mi?

Bu neyin özgürlüğüdür ey sofi ? Bu ne kibirdir ey şeyh? Yeryüzünde başıboş bırakılıp kafanıza göre takılma özgürlüğünü nereden alıyorsunuz? Üzerinizde taşıdığınız beyin ve kalbinizin sizin tapulu malınız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Onların emanet olduğunu unuttunuz mu? Allah’a andolsun! Aklınızı Kur’an’ın yönetimine vermezseniz din günündeki büyük duruşmada hem kendiniz hem de şeyhiniz, ”vay biz ne yapmışız!, yazıklar olsun bize!” diyenlerden olacaksınız!

GERÇEK KOFORLU VE LÜKS YAŞAM

Dünya hayatında konforlu ve lüks bir yaşam mevcut mudur?
 
Hakikatte bir gün olan dünya hayatını, zaman kavramına muhtaç olan insan beyni yetmiş seksen yıl olarak algılamaktadır. Beynin bu yanılgısını yine, geçmişini bir gün kadar hisseden beyin deşifre etmektedir.
 
Gerçek mutluluğa giden yol, ve yolunda bile mutlu olabilmenin tek çaresi, geçici mutluluklara değer vermeyip beynin yanıltmasını farkedebilmektir. Ki, geçici mutluluklara değer verip amaç edinenler, eninde sonunda hüsrana uğrayıp mutsuz olmuşlardır.
 
”Geçici mutluluklara değer vermemek, kalıcı mutluluğa giden ümitli yolun çok değerli basamak taşlarıdır”.
 
Mutluluğu; güzellikte, yakışıklılıkta, beğenilmekte, şöhrette, maddesel zenginlikte, lüks ve konforlu yaşantıda arayan insan, aradığını hicbir zaman bulamayacak, sürekli hayal kırıklığına uğrayıp üzülecektir.Bu hakikatin yaşam kuralıdır…Kıyamete kadar değişmeden devam edecektir.
 
Dünya zevkleri, beynin algıladığı miktarca olup, son derece basit, son derece sanaldır.Yaşanılan her mutluluk beynin sınırlı kapasitesiyle, ruhsal bedenin derinliklerinden gelen kodları okumasından ibarettir.
 
Dünya hayatında konforlu ve lüks bir yaşam mevcut değildir.

ORGANİZMANIN İKİ KURMAYI KALP VE BEYİN

Aslında organizmanın patronu kalptir. Her ne kadar yüz milyarlık nöronla yüz trilyonluk organizmaya hükmeden beyin olsa da, beynin ihtiyaçları konusunda hiçbir masraftan kaçmayan kalp organizmanın gerçek patronudur.

Kalbin gönderdiği kan ve oksijen olmasa beyin; elektriği kesilip karanlıklara terkedilmiş devasa bir şehirden ya da, power supply’i bozulmuş dünyanın en gelişmiş bir bilgisayarından farksızdır.

Beynin ara sıra tekrarladığı nankörlük denemelerine kalp hiddetlenip ikaz etmek suretiyle dur! der, nankör olma! Netice itibariyle organizmanın patronu kalp, beyin kalbin emrindeki bir ceo dur, ortada olağanüstü bir ekip çalışması vardır…

CAN ÇIKMAYINCA HUY ÇIKMAZ MI?

Can çıkmadan huy çıkmaz mı?

Can çıkmadan da huy çıkar! Hem de öyle bir çıkar ki! Tam teslimiyet ve güvenle, büyük bir heyecan ve merakla Kur’an ayetlerinin tefekkürü ve dosdoğru kılınan namaz, bunun yegane çözümüdür, psikologlar değil!…Hiçbir sosyal danışman, psikolog veya aile danışmanı, ruhsal bedene Kur’an-ı Kerim kadar hükmedemez, hatta kıyaslama bile yapılamaz.

En doğru yaşam koçu, yaşamın yaratanı, yerde ve uzayda yegane tasarruf sahibi, Kendisinden Başka İlah Olmayan Alemlerin Rabbi, Kainatın Tek Efendisi Yüce Allah’ın insanı adam etmek için indirdiği kitaptan, başka bir ifadeyle en sağlam sosyal danışman, Rabbimizin insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarma amacıyla dirilere yaşam kılavuzu olarak indirdiği kitabı toplumsal yaşama senkronize etmekten başka bir şey değildir.

 

TARTIŞMA ADABI VE HEYECAN

“Sus sus sus konuşma, kes yaa, sus yaa” gibi meşhur deyimler, genel olarak halk arasında fikire fikirle cevap verememe pizkozunun en net ve gerçekçi örnekleri olup, ben haklıyım sen haksızsın anlamına gelen, IQ ile GIQ ‘nun ekip çalışması sonucu elde edilen yerleşik ifadelerdir… Ancak, beterin daha da beteri vardır. Nasıl mı?
 
Tartışırken seviyesini koruyamayan, heyecanını kontrol edemeyen, öfkelenip fikirlerini alaycı, aşağılayıcı, küfür ve hakaretlerle bezeyenler, yetersizliğin vermiş olduğu psikolojik tavırla içinde bulunduğu acziyetten habersizdirler.
 
Bu tür insanlar, başta beynin ön kısmı olmak üzere, beyinlerini gerektiği kadar geliştirememiş, fikirlerini bir üst lige çıkaramamış, saldırganlığı adamlık zanneden, bağırıp çağırmayla, gürültü patırtı çıkarmayla, sadece haklı çıkma çabasına girenlerdir. Onlar gerçekte korkak, zayıf ve küçük insanlardır.

SOSYAL MEDYA VE ”SANAL MÜCAHİDLİK”

Sosyal medyada; İnternetin sanal ortamından aldıkları cesaret ve dokunulmazlıkla, ellerindeki klavyeyi özgürlükte sınır tanımayan bir serbestlikle, karşıdaki muhatabını kadın erkek demeden, son derece kaba, argo, bazen hakarete varan çirkin usluplarla, güya tartışma yaptığını zanneden insanlarla dolup taşmaktadır.

Ancak bu durumun en üzücü, en kahredici yanı ise, bahsi geçen kötü huyları olduğu gibi alıp, hatta bonus olarak, insanları tekfir etmek suretiyle, din adına, Kur’an adına konuştuğunu zanneden bazı müslümanların da bu kategoride yer almasıdır.

Çünkü Kur’an’ın insanları “Adam” ettiğini bildiğimizden, çünkü Kur’an ayetlerinin mucizevi yönlerinden bir tanesi de ayetleri anlayarak okuyup, hayatına taşıyan insanların, ruhsal ve maddesel bedenlerini terbiye edip geliştirdiğini bildiğimizden, şahit olduğumuz bu vehameti endişe, üzüntü ve esefle takip ediyoruz.

Onların, klavyede gösterdiği bu cesareti, bu yiğitliği, bu sahte kabadayı tavırlarını bu ”sanal mücahidliği”, bu ; Acaba vahyin canlı tanığı olsalardı, başta, Allah Rasulü’nün canlı kalkanı Ali B. Ebu Talib’le beraber,”Bedrin aslanları”, “Uhud’un yiğit delikanlıları”, “Hendek’in özgürlük mücahitleri”, Hayber’in “Zülfikar” ıyla beraber olup , bu cenklerde de, azılı müşriklere, sadist kafirlere de gösterebilirler miydi ? Bu da ayrı bir merak konusudur.Müslüman; Yüksek ahlakıyla müslümanlara güven, heybetli duruşuyla zalimlere korku verendir…

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz. (HUCURAT/10)

Haydi öğüt ver; sen şimdi sırf bir öğütçüsün.
Onların üzerinde bir zorba değilsin. (GAŞİYE/21-22)