Namaz gibi oruç gibi farz ibadetler amaç ibadetler değil araç ibadetler, köprü ibadetlerdir. Bunlar, uygulaması daha zor olan salih amellerin enerjisidir. Ancak dosdoğru hakkıyla uygulandığında… Bu ibadetlerin araç ibadet olması, bunlar terkedilebilir anlamına asla ve kat’a gelmez ki, bunlar da vazife olup farzlardandır!!!
 
Namaz Allah için kılınmaz. Haşa! Alemlerin Rabbi Yüce Allah ego sahibi bir varlıkmıdır ki O’nun için namaz kılınsın? Namaz dünyevi bir atmosfere ait olmayıp, günün belirli vakitlerinin aralarında insanın Rabbini unutmaması, Rabbinden yardım ve destek talebinde bulunması, Allah ile buluşma, O’nunla gönülden konuşma, O’na hesap verme, din gününün provası, büyük duruşmanın minimize edilmiş halidir…
 
Ancak Allah’tan başkasını anmayıp ne okuduğunun ne dediğinin bilincinde olmak suretiyle dosdoğru kılınması şartıyla. Namaz kılan biri namaz kılmayanların gıybetini ederek ya da direk yüzüne karşı namaz kılmamasını eleştirip küçümsememeli ve asla aşağılamamalı, tekfir etmemeli, kafir, müşrik dememelidir. Kendisi kılıyorsa kendine kılıyordur kimseye de karışmamalıdır.
 
Yine aynı şekilde buna paralel olarak namaz kılmayan biri namaz kılanların gıybetini ederek ya da direk yüzüne karşı namaz kılmasını eleştirip küçümseyemez ve asla aşağılayamaz, tekfir edemez, kafir diyemez, müşrik diyemez ve dememelidir. Kendisi kılımıyorsa kendine kılmıyordur kimseye de karışmamalıdır.
 
İslamın yoksulu, yetimi, zayıfı, mazlumu gözeten, destek, adalet ve genel barış üzerine kurulu iyilik ve güzelliklerini alıp, Alemlerin Rabbi Yüce Allah’a secde etmemek için kırk dereden su getirip kırk takla atarcasına, yüce yaratıcıya şükür ve acziyet ifade eden bireysel ibadetleri gereksiz görüp, “Allah’ın bizim ibadetlerimize ne ihtiyacı var” diyen nurtopu gibi yeni bir din anlayışı doğmuştur .
 
İyi de kardeşim bu ibadetlere Allah’ın ihtiyacı olmadığını bilmeyen yok ki, bilakis; bu ibadetler insan ile yaratıcı arasında elektriksel bağ kuran, insanın kendi ihtiyacı olan, manevi mineral ve vitaminlerden oluşan ruhsal gıdalardır. Bu ibadetlerin uygulanışı bazılarına zor geldiği bilinen bir gerçektir.Neden kılıf uydurmaya çalışılıyor ki? Bu ibadetler bize ağır geliyor, nefsimize zor geliyor denilebilmelidir.

TEVHİDİ NAMAZ

allahŞüphesiz ki ben Allah’ım; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et, ”beni anmak için” namaz kıl! (20/14)

Namaz gibi, tefekkürün zirve yaptığı üst düzey bir ibadette dahi, Allah’ın tek başına anılmasına tahammül edemiyorsak, ters giden bir şeyler var demektir.

Dinin tek sahibinin Allah olduğunu kavrayamazsak, hakikati, tevhidsel bilince dayalı kulluk misyonunu anlayamaz, Alemlerin Rabbini layıkıyla anıp, O’nu layıkıyla yüceltemeyiz…

Namaz kılarken; Kıyamda, rükuda, secdede Allah’ı anıp, teşehhüd oturuşlarında peygamberler,salih kullar, daha doğrusu beşeri hayat sahipleri anılabilir mi?

20/14 Taha suresi 14 ayete göre namaz, sadece Allah’ı anmak içindir, dünyevi bir atmosfere ait değildir, Allah ile buluşma, O’nunla gönülden konuşma, O’na hesap verme, din gününün provası, büyük duruşmanın minimize edilmiş halidir…

DOSDOĞRU NAMAZ

Namazın nafileleri farzlarından daha çok olması, acaba namazın blinçli bir şekilde kılınmasına engel olup, farzların sihhatini tehdit eder mi?

Bazı müslümanların, orjinal namazdan uzaklaşmasıyla, namaz kılıp yalan söyleyen,gıybet ve iftira eden, içki içen, faiz yiyen v.s v.s v.s müslümanların toplumsal yaşamlarını örnek gösterip malzeme yaparak,

Ben namaz kılmıyorum ama, benim kalbim namaz kılanlardan daha temiz diyen ”tatlı su müslümanları” nın namazı hafife aldığı, hatta bazı ”yeni nesil mezheb” mensubu gençlerin, namaz Kur’an’ın bir emri değildir demelerine sebep olmuştur.

Orjinal ruhu sönen, cansuyu çekilip içi boşalan namaz, artık tek kelime halinde anılamaz bir hale gelmiştir ki, açıklama yapmak suretiyle, ” Dosdoğru namaz kılmak” diye tabir edilmek zorunda kalınmıştır.

Öncelik farzların dosdoğru kılınmasıdır ki, farzlar Allah’ın kesin emridir…

Namaz zikirlerinin bilinçli okunması gerekli midir? Nisa 43. ayetin ilk cümlesinden ne anlıyoruz?

Ey iman edenler! Sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayınız.( 4/43)

Rabbimiz bu ayette, namazda okunulan sure ve duaların anlamını bilerek anlayarak, derin derin düşünerek okuyup idrak etmemiz gerektiğini bildiriyor.Allah rasulü ve ashabın anadili arapça olduğu için sure ve duaların anlamını bilerek okuyordu.

Namazda okunulan sure ve duaların anlamını anlayarak okumak, sakal bırakmak,sarık sarıp cübbe giymek, misvak kullanmak ve diğer tüm sünnetlerden daha önemlidir.

Namaz direkt Allah’a yapılan bir tapınmadır.Allah’ı anmak içindir, dünyevi bir atmosfere ait değildir, Allah ile buluşma, O’nunla gönülden konuşma, O’na hesap verme, din gününün provası, büyük duruşmanın minimize edilmiş halidir…

Oyun ve eğlence değildir…Durum son derece ciddidir!!!!

 

YENİ BİR MEZHEB Mİ?

İslamın yoksulu, yetimi, zayıfı, mazlumu gözeten, destek, adalet ve genel barış üzerine kurulu iyilik ve güzelliklerini alıp, yüce yaratıcıya şükür ve acziyet ifade eden bireysel ibadetleri gereksiz görüp, “Allah’ın bizim ibadetlerimize ne ihtiyacı var” diyen yeni bir din anlayışı, yeni bir “mezhep” türedi.

İyi de kardeşim bu ibadetlere Allah’ın ihtiyacı olmadığını bilmeyen yok ki, bilakis; bu ibadetler insan ile yaratıcı arasında elektriksel bağ kuran, insanın kendi ihtiyacı olan, manevi mineral ve vitaminlerden oluşan ruhsal gıdalardır.

Bu ibadetlerin uygulanışı bazılarına zor geldiği bilinen bir gerçektir.Neden kılıf uydurmaya çalışıyorsunuz? Bu ibadetler bize ağır geliyor, nefsimize zor geliyor diyemiyor musunuz?

Türkiye’de, kendisini islamın temsilcisi zanneden alimlerin grubuna, son yıllarda iki kişi daha eklendi. Bu zatlar aynı zamanda, arap dil bilimcilerin, arap dili ve edebiyatının sözlüklerinde bile yer almayan arapçayla, Kur’an’ı anlama ve anlatma yarışına girdiler.

Buna bağlı olarak henüz ismi konulmamış,ileride ne olacağı belli olmayan , yeni bir mezheb de otomatik olarak oluşmaya başladı.Şimdilik iki imamı olan bu mezhebin mensupları,beyinlerini bu iki imama tamamen olmasa da kısmen teslim etmiş durumdadır.

Bu mezheb mensupları kendilerini Kur’an’cı olarak tanımlasalarda, en çok savundukları, İbrahim (A.S) bugüne kadar kılınmakta olan, abdest,günün 5 vakti de dahil, kıyamından rükusuna kadar,secdesinden namazda ne anılacağına kadar açıklayan Kur’an ayetleri olduğu halde, ”namaz” ı sonradan uydurma bir hurafe olduğu inancını benimsemeleridir.

Bu arkadaşlardan bazıları, bazen öyle haddi aşıyor,öyle gözleri dönüyor ki,hiçbir mezhebe tabi olmayan Kur’an talebelerine bile, namaz kılıyor diye tekfir ederek ”sünni müşrik”ifadesini bile kullanabiliyor.Kur’an ayetleri, hem maddi, hem de ruhsal bedeni terbiye edip sevimli hale getirdiğini bildiğimizden bu olayları endişeyle takip ediyoruz.

NAMAZ 1

Namazın Kur’an’dan tahliye edilmek istenmesi, acaba günümüzde kılınan namazın içi boş olup, dolayısıyla ruhsal bedeni terbiye edememesi midir ? Özellikle, kandil,ramazan geceleri,cuma ve bayram namazları neden mahşeri bir kalabalığa dönüşür? Bütün bunların Kur’an’ın ölülere okunan bir kitap olarak kenara atılmasıyla bir bağlantısı olabilir mi?

Ölülere okununan bir kitapta yer alan, fatiha ve ihlas surelerini namazda da ölü gibi okunması, apar topar rukuya secdeye gidilmesi, bir saniyede 3 defa ”Subhanı Rabbiyel Ala” diyerek roket gibi kıyama kalkılması gibi,

Ramazan gecelerinin, iki kelimeyi bir saniyede okumak suretiyle ”jet imam” ünvanı alan kişilerin, peşlerinden kitleleri koşturması, bazı camilerde bunun tam tersi olan, her rekatta bir sayfa okuyarak ”hatimle kıldırma” modeli uygulanması (örnekleri çoğaltılabilir)

Televizyon dizilerinin reklam araları yada futbol maçlarının devre araları, namaz kılmak için en uygun zaman olarak belirlenmesi, namazın adeta kılınıp kurutulunması gereken bir eyleme dönüşmesi, namazın artık, ölülerin kıldığı, içi boşaltılmış ortada sadece iskeleti kalan, eski bir gelenek olma izlenimini vermesi? Buraya kadar anlatılan namazın tam tersini icra edenleri tenzih ederim.

Yukarıdaki namazın sosyal yaşama yansıması;
Yüzü bile kızarmadan yalan söylemek, gıybet dedikodu, iftira, fuhuş,alkol, faiz, kıskançlık,haset, insanların kuyusunu kazmak, büyü muska yapmak yada yaptırmak,kin gütmek,ihaleye fesat karıştırmak,trafik kazaları (örnekleri daha da çoğaltılabilir)

Namazın mı Kur’an’dan tahliye edilmesi gerekir? Kur’anın mı namaza doldurulması gerekir? ”Yapmak mı zordur, yıkmak mı kolay”?

”Arş”ın şifreleriyle blokelenmiş ”vahiy” sistemi mealle de olsa herhangi bir tahliyeden münezzehtir.Aksine tahliye edendir.

Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı dosdoğru kıl! Çünkü namaz, yüz kızartıcı şeylerden ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük ibadettir. Allah ne yaptığınızı bilir. ( Ankebut 45)

NAMAZ 2

Bir önceki yazımızda, namazın Kur’an’dan neden tahliye edilmek isteniyor’un cevabını bulmaya çalışmıştık.Günümüzde kılınan namazın, ne kadar büyük bir dezenfermasyona uğradığını, içinin ne kadar boşaltılıp, mana ve önemini ne kadar yitirip, sadece kas hareketleriye yapılan bir sporu andırdığını açıklamaya çalışarak, dosdoğru kılanları da tenzih etmiştik.

Namazın maksadı nedir? Namaz asla; Ateşten korkup, yanmamak için yapılacak bir dua/tesbih değildir. Zaten yüksek rakamlarla ifade ederek, örneğin bir vakit namaz kılmayanın 80 sene ateşte yanacağı söylentileri, Kur’ani bir referansa dayanmamaktadır.

Bunları kurgulayanlar, namazın maksadını öğreteceklerine, içi boş olan bir namazı korkutarak kıldırmaya çalışmak suretiyle, buna da mukabil olarak, Allah’ın korkulacak tarafını abartarak, sevilecek tarafını düşürüp, Allah’ın sevilecek tarafını da peygambere ilave ederek, hem Allah’ın asla affetmeyeceğini vadettiği ”şirk” e kapı açıp hem de, hakkında 40 küsür ayetle apaçık bir konu olmasına rağmen, tamamen uydurma hadislerle destekleyerek Kur’an’a zıt bir ”Şefaat” kavramı ortaya çıkarmışlardır.Konu konuyu açtı bu arada, netice itibariyle; asıl namazı, peygamberi namazı, ileri derecede dezenfermo edip içini boşaltmışlardır..Asıl onlar kaç sene yanacak, onu hiç düşünmemişler.

İnsan bedeni, ”maddesel ve ruhsal” beden olmak üzere iki tanedir. İnsanın maddesel bedeni nasıl ki ”maddesel gıdalara” muhtaç olarak yaratılmışsa, aynı şekilde ruhsal bedeni de ”ruhsal gıdalara” muhtaç olarak yaratılmıştır.Namaz asla bir amaç değildir.Bilakis, araç olup, asıl gaye olan insanın insan olduğunu bilmesine anlamasına yol açan, sosyal yaşamın içerisinde, kendisine vazifeler çıkarabilen bir kişilik olmasına yarayacak, insanlara güleryüzlü, Rabbimizin dediği gibi yeryüzünde vakarla yürüyen, trafikte araba kullanırken gayet sabırlı, ihtiyaç sahiplerine, yoksullara yardım ve destekte bulunabilme vicdanını kendisinde bulabilme imkanı sağlayan bir destekleme sistemidir.

Namaz, ruhsal bedenin ihtiyacı olan, değerleri son derece yüksek, mineral ve vitaminlerden oluşan ruhsal bir gıdadır.Ancak dosdoğru kılındığında.Namaz nasıl dosdoğru kılınır? Namazın günümüzdeki fiziki hareketleri gayet kurumsal bir disiplin üzerinedir.Bundan anlaşılacağı Allah Rasulünden beri, bariz bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar geldiği anlaşılmaktadır. Öncelikle kişi, namazın başından sonuna kadar ne dediğini bilerek kılmaya çalışmalıdır.Bunları öğrenmek son derece kolay olup, repertuarında en az on şarkı/türkü olan sıradan bir insanın kolaylıkla ezberleyeceği ,sunhaneke duası,fatiha suresi,ihlas suresi ve diğer kısa tesbihlerin anlamlarıdır.Fatiha suresinin anlamına en uygun ihlas suresidir.İkisi beraber gayet şık durmaktadır.Her zaman bu iki sure okunmalıdır.

”Din günü”nün sahibine yönelip, adeta küçük bir ”din günü” duruşması provası yapan mümin, organizmanın kurmayları olan kalp ve komutanı beyin arasında muteşem bir ikili ekip çalışmasıyla, organizmanın tüm hücreleriyle beraber, Rabbin huzurunda ifade vermeye çalışmaktadır.

Tekbir ile başlayıp ”Sübhaneke” duasıyla Rabbi selamlayıp, Fatiha’nın başlangıç ayetleriyle ile Allah’ı övgülerle anıp,ortalarına doğru duaya dönüşürek Rahman’dan yardım dileyerek bitirilirken, organizmanın halden hale girdiğini farkeder.Ardından, De ki; Allah birdir, O hiçbir şeye muhtaç değildir,bilakis herşey ona muhtaçtır (Allahüs Samed) derken yüz trilyon hücrenin yerinden hopladığını hisseder.Tamamen anlamlara odaklanarak baştan sona bu hislerle kılınan namaz, insanı yüzde yüz değiştirdiği kesin kanıtlanmış olup, hayatında yeni bir dönem açılmış olur.

Günde bir vakit kılınarak başlanmalıdır.Zaten zamanla ruhsal beden doymayacaktır.Kendiliğinden artacaktır.

NAMAZ BOYNUMUZUN BORCU DEĞİLDİR!

Allah’a sevgiyle, aşkla, muhabbetle kılınan namaz, zamanında kılınan namazdır. Ateş korkusuyla kılınan namaz, televizyon dizilerinin reklam aralarına, futbol maçlarının devre aralarına sıkıştırılan namazdır.

Namaz boynumuzun borcu değildir!

Bu, çok basit bir ifade olup, abesle iştigaldir. Canlılar arasında düşünme kapasitesı, diğer canlılarla kıyaslanma bile yapılamayacak kadar üst düzeyde olan insan, tüm varlığını Alemlerin Rabbi’ ne borçludur!

Namaz; en doğrusu kılınması durumunda, manevi gıda takviyesi, ruhsal bedene koruma kalkanı, bulanık yürekleri berraklaştıran bir ilahi besin kaynağıdır.

Namaz, taş kalpleri islah eden, merhametlilerin en merhametlisine yapılan bir saygı duruşu olup, bir damla merhamet bulaşmasına vesile olan bir ibadettir.

Ancak dosdoğru kılındığında!

Namaz, varlığını borçlu olduğu Allah’ a yapılan bir anma, bir hatırlama, günün belli zamanlarında Allah’a saygı duruşunda bulunup, hesap gününün mini bir provası olarak Allah’a ifade vermektir.

Ancak dosdoğru kılındığında!